İçeriğe atla


Ek Bilgiler İçin Tıkla Adıyaman Forum Sayfalarına Hoş Geldiniz..!

Adıyaman Forum Bölümüne Hoşgeldiniz. Foruma üye olmak ücretsizdir.

Üye olduğunuzda forumun bütün özelliklerini kullanma hakkına sahip oluyorsunuz.

Takvimde Etkinlik Oluşturabilirsiniz

Kendinize Ait Bir Profil Sayfası Oluşturabilirsiniz.

Lütfen üyelik işlemini başlatmak için BURAYA tıklayınız.


Resim

Köylüye Toprak, Millete Birlik, Vatana Bütünlük


Bu başlığa 17 cevap verilmiş

#1 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 08 Ekim 2005 - 20:53

Köylüye Toprak, Millete Birlik, Vatana Bütünlük

Gönderilen Resim


“Cumhuriyet Köylüsüyle Kucaklaşıyor”
Yürüyüş ve Mitingi’ne Davet


29 Ekim’ de Bismil Köylüsüyle birlikte Diyarbakır’dayız.


Sayın

Diyarbakır Bismil ilçemizin Sinan ve Aslanoğlu köylüleri, topraklarını gasp etmiş olan ağalara karşı yıllardan beri toprak ve özgürlük mücadelesi vermektedirler.

Köylülerimiz, bu mücadeleyi örnek bir tutumla, milletimizin birliğini ve toprak bütünlüğümüzü temsil eden Türk bayrağı altında yürütüyorlar. “Yıkılsın Ağalık, Yaşasın Cumhuriyet” sloganı, bu mücadelenin temel sloganıdır.

23 Eylül 2004 günü Bismil ilçesinde, 2 Kasım 2004 tarihinde ise Diyarbakır’da ellerinde Türk bayrakları ve Atatürk resimleriyle yürüyen köylülerimiz, bugün köreltilmek istenen vatan ve cumhuriyet sevgisini ateşlediler. Bir emniyet yetkilisinin gözyaşları içinde ifade ettiği gibi, “20 yıldır buralarda kimse Türk bayrağı ile yürümemişti.”

Ağa, 12 Eylül 2005 günü silahlı adamlarıyla birlikte Aslanoğlu köyünü basıp bir çocuğumuzu öldürmüştür. Bu olay, Atatürk Devrimi’nin çağdaş uygarlığa ulaşma amacının hâlâ önümüzde duran bir görev olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Cumhuriyet’in 82. yıldönümünde ağalığın hâlâ hüküm sürüyor olmasını kabul edemeyiz.

Bismil’imizin Sinan ve Aslanoğlu köylülerinin mücadelesi, hiç kuşkusuz Cumhuriyet’imizin Toprak Reformu programını artık hayata geçirme, milletimizin birliğini sağlam temellere oturtma ve Kemalist Devrim’i tamamlama davamız kapsamındadır. Bilindiği gibi Büyük Devrimci Önder Atatürk, son yıllarında Meclisi her açış konuşmasında, “Toprak reformu” “Toprak reformu” diye hayata veda etti. Toprak reformunu gerçekleştirmek, Atatürk’ün; Cumhuriyet’in sonraki kuşaklarına bıraktığı vasiyettir.

Diyarbakır köylüsü Atatürk’ün vasiyetini yerine getirme mücadelesi veriyor. Bütün bu çabaların ayrıca, dış tehdide karşı milli güvenliğimizi sağlamaya ve içerde bölücü ve yıkıcı faaliyetleri besleyen Ortaçağ kurum ve ilişkilerini temizlemeye katkıda bulunduğu açıktır.

Güneydoğu bölgesine Cumhuriyetin gelmesini talep eden köylümüzü kucaklamak, bizim güncel ve yakıcı görevimizdir.

Size bu yıl, Cumhuriyet Bayramı’nı Diyarbakır’da “Cumhuriyet köylüsüyle kucaklaşıyor” anlayışı içinde hep birlikte kutlamayı öneriyoruz.

29 Ekim 2005 günü, Sinan ve Aslanoğlu köylülerini ziyaret ediyor ve onlarla birlikte Diyarbakır’da bir yürüyüş ve miting düzenliyoruz. Mitingin temel sloganı, “Çiftçiye Toprak, Millete Birlik, Vatana Bütünlük” olarak kararlaştırılmıştır.

Ankara, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere, Türkiye’nin her yerinden üniversite öğretim görevlileri, sendikacılar, kitle örgütü yöneticileri, işadamları, aydınlar, emekli askerler, yazar ve sanatçılar olarak; Diyarbakır köylüsünün toprak ve özgürlük mücadelesine sahip çıkacak ve tekmil milletimizin birlikte yaşama iradesini göstereceğiz.

Sinan ve Aslanoğlu köylülerinin mücadelesinin başarıya ulaşması, hangi etnik kökenden gelirse gelsin bütün yurttaşlarımızın tek bir millet olarak kaynaşmasına hizmet edecek, milletimizin birliğini pekiştirecektir.

Lozan 2005 eyleminde, Türkiye’nin seçkin aydınları ve halk önderleri yurtdışındaki işçilerimiz ve aydınlarımızla kucaklaşmış ve Avrupa’da Türk-Kürt çatışması tertiplerini yerle bir etmiştir.

29 Ekim Diyarbakır miting ve yürüyüşü, Lozan2005’in devamı olarak, bütün dünyaya, Cumhuriyet aydını ile Cumhuriyet köylüsünün, milli birliğimizi ve vatanımızı omuz omuza savunma kararlılığını ilan edecektir.

Bizler, Ulusal Kanal, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi ve Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi olarak, bütün halk önderlerimizi ve aydınlarımızı; 29 Ekim 2005 günü Diyarbakır’da Sinan ve Aslanoğlu köylüleriyle birlikte, 80 yıldır gerçekleştirilemeyen toprak reformu mücadelesine omuz vermeye ve Cumhuriyet’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Sayın

“Çiftçiye Toprak, Millete Birlik, Vatana Bütünlük” sloganıyla, Bismil ve Diyarbakır’da gerçekleştireceğimiz Cumhuriyet Bayramı kutlamasında sizi de aramızda görmek istiyoruz.

Önerimize vereceğiniz olumlu cevabı bekliyoruz.

Selam ve saygılarımızla.

Ferit İlsever
Ulusal Kanal Yönetim Kurulu Başkanı

Ertuğrul Kazancı
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı

Gökhan Günaydın
Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı

İletişim_____:
e-posta : ulusal_strateji@hotmail.com / ip_istanbul @yahoo.com
Tel : 0212 251 99 10 – 0212 293 48 07

İstanbul :
Turan Özlü 0212 251 99 10 - 0532 4627243
Erkan Önsel 0212 251 99 10 - 0532 273 96 32

Bilgi için :
Nuran Gökdemir 0212 251 99 10 - 0532 728 30 09




“CUMHURİYET KÖYLÜSÜYLE KUCAKLAŞIYOR”

MİTİNG VE YÜRÜYÜŞ PROGRAMI

(Sinan Köyü ve Diyarbakır)


Tarih

29 Ekim 2005 Cumartesi

Amaç

Cumhuriyet’in kuruluşunun 82.yıldönümünde hala Ortaçağ’ın ağalık kurumunun baskısı altında, topraklarından yoksun olarak yaşayan Sinan ve Aslanoğlu köylüsüyle dayanışma. Cumhuriyet aydınlarının, kitle örgütü yöneticilerinin, yazar ve sanatçıların, emekli asker ve bürokratların, üniversite öğretim üyelerinin Cumhuriyet köylüsüyle kucaklaşması. Cumhuriyet değerlerinin savunulmasına, milletimizin birlik ve ülkemizin bütünlük davasına Sinan ve Aslanoğlu köylüleriyle birlikte katkıda bulunmak. Etnik çatışma kışkırtıcılarına en etkili cevabı vermek.

Temel slogan

Köylüye toprak, millete birlik, vatana bütünlük.

Katılım

Milletimizin birliği ve vatanımızın bütünlüğü davasını savunma kararında olan Üniversite öğretim görevlileri, sendikacılar, kitle ve meslek örgütü yöneticileri, işadamları, aydınlar, emekli askerler, yazar ve sanatçılar, muhtar ve belediye başkanlarından ve duyarlı yurttaşlardan oluşan en geniş katılım sağlanacaktır.

Ulaşım

İstanbul’dan gidiş , uçak ve otobüslerle yapılacak ve merkezi olarak planlanacaktır. Otobüsler 28 Ekim 2005 Cuma günü sabah saatlerinde hareket edecektir. Konaklama yapılmayacaktır. Uçak planlaması ve diğer ayrıntılar ileriki tarihlerde ayrıca duyurulacaktır.

Katılım payı

Uçak için kişi başı 250 YTL, otobüs için 100 YTL’dir. Katılım bedelleri Nuran Gökdemir adına İş Bankası Beyoğlu şubesi 1011- 1636503 nolu hesaba yatırılabileceği gibi elden de teslim edilebilir.

Bayrak ve pankart

Türk bayrağı, Atatürk resmi

Program

29 Ekim 2005 Cumartesi

09.00 Sinan köyüne Cumhuriyet bayramı ziyareti

(Sinan köyü Batman’a 9 kilometre mesafededir. Batman’a uçak yoluyla da gidilebilir.)

11.00 Sinan köyünden Diyarbakır’a otobüs, otomobil, traktör ve kamyonlarla konvoy halinde hareket.

12.00 Diyarbakır yürüyüşü ve mitingi için toplanma yerinde buluşma (Urfa Kapı).

14.00 Miting (İstasyon Meydanı)

17.00 Mitingin tamamlanması ve dönüş.

#2 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 08 Ekim 2005 - 20:59

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in 9 Ekim 2005 tarihli Aydınlık Dergisi'ndeki Başyazısı

HİZMET SÖZLEŞMESİ VE SUÇ BELGESİ




Çerçeve Belgesi, hukuken bir kağıt parçasıdır; Türkiye’yi bağlamaz. Tayyip Erdoğan’lar, ABD ve AB ile kendilerini bağlayan bir hizmet sözleşmesi yapmışlar, Türkiye’nin sınırlarını değiştirmek ve Lozan’ı son erdirmek dahil, büyük bir yükümlülüğün altına girmişlerdir. Bu açıdan belge, yalnız hizmet sözleşmesi değil, suç kanıtıdır. Hem de en büyük suçun!

Avrupa Birliği, yeni bir devlettir. Kanunları var, kararları var, deklerasyon dedikleri bildirgeleri var; hepsine birden “Avrupa Birliği müktesebatı” deniyor. Müzakere Çerçeve Belgesi’nde hepsi tek tek sayılmış. Türkiye’nin egemenliği, anayasası, kanunları, uluslararası antlaşmaları, o müktesebat dediklerinin altında kalıyor. Misakı Millî sınırları idi, Lozan’dı, Kemalist Devrim’di, Atatürk’tü; Çerçeve Belgesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan bütün kurum ve değerlerin tasfiyesi yükümlülüğünü getirmektedir. Sen merkep olursan, sırtına elbette bir palan vuran olacaktır!

ŞEREFLİ YALAN

Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Bir devletin içine, kendi devletinizle, kendi sınırlarınızla, kendi ordunuzla, kendi ekonomizle giremezsiniz!

“Efendim, AB’ye girelim ama egemenliğimizi elden bırakmayalım, Lozan’ı çiğnetmeyelim, Atatürk’ümüzü de saat cebimize saklayıp götürelim, ekonomimize de dokunmasınlar, AB’ye şerefimizle girelim.”: İşte bu şerefli bir yalandır. AB’ye “****** giriş”ten yana olanlar, hiç olmazsa doğruyu söylüyorlar. Şerefsizliği kabul etmek de bir dürüstlük oluyor!

AB’ye girmek ve girme programını savunmak, çağdaş değerler açısından şerefsizliktir! Çünkü devletsizliktir ve milletsizliktir! Devletsiz ve milletsiz kalanlar, ayak altında ezilir. Bu da 18, 19, 20 ve 21. yüzyılların yasasıdır.

DEVLET ALEYHİNE CÜRÜMLER FASLI

Eğer AB’ye girmek istiyorsanız, işte Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül gibi yapacaksınız. İçine girmek istediğiniz devletin kurallarını başınızın üzerine koyacaksınız ve kendi devletinizi dağıtıp, milletinizi parçalayacaksınız. Yani aynen Tayyip Erdoğanlar gibi, Türk Ceza Kanunu’nda “Devlet ve vatan aleyhindeki cürümler” fasıllarındaki bütün suçları işleyeceksiniz. Çünkü AB’ye ancak o cürümleri işleyerek girebilirsiniz. Ve zaten artık onlar cürüm değildir. AB müktesebatına göre, Türkiye Cumhuriyeti’ne Türk milletine ve vatanına ihanetin bir cezası yoktur; madalyası çoktur.

HAZMEDİLECEKLER

Bana inanmıyorsanız, Çerçeve Belgesi’ne bakınız, orada Türkiye’nin AB tarafından hazmedilmesinden söz ediliyor! Ve AB, bu konudaki kabiliyetini sınayacak.

Ortaya atılan soru şu oluyor: AB, Türkiye’yi nasıl yutabilir ve nasıl hazmedebilir?

Edirne’den Ardahan’a kadar gövdeye indiremeyeceklerine göre, lokma lokma elbette! Kemiklerini de ayıklanması gerekiyor. Türkiye’nin sınırları, millî birliği, Lozan’ı, millî ekonomisi, özetle millî devleti hazmedilemez ki...

PEKİ AB’YE ÜYELİK OLANAĞI VAR MI?

Peki her şeylerini AB’nin hazım, yani sindirim organlarına sunanlar, Türkiye’yi AB’ye sokabilecekler mi?

İşte bu noktada ****** girişten yana olanlar ile şerefli giriş yandaşları, asıl büyük yalanda eşitleniyor ve birleşiyorlar.

AB, bir Zenginler Kulübü, emperyalistler kulübü! Türkiye onlardan değil, Atatürk’ün belirlediği gibi Mazlumlar Dünyası’ndan ve Asya’lı.

İkincisi AB, bir Haçlılar Kulübü! Yunan-Roma-Hıristiyan mirası üzerinde kurulduğunu vurguluyor. Türkiye, Kılıç Arslan’ların, Selahattin Eyyubiler’in, Çanakkale ve Sakarya savaşçılarının, Atatürk’lerin mirasından geliyor. Bu kaçıncı Haçlı Seferi?

Üçüncüsü, AB’de süregen ve iflah olmaz bir işsizlik var. AB makamları, Türk nüfusuna kapıları açmayacaklarını, serbest dolaşımın olmayacağını her kağıda yazıyorlar ve Çerçeve Belgesi’ne dahi kaydetmişler. Serbest dolaşım yoksa, üyelik de yok demektir.

Her şey bu kadar açık iken, bu aldanmak niye?

Bu sorunun cevabını da Tevfik Fikret de buluyoruz: “İnan Halûk bir şifadır aldanmak.”

Şerefli ve ****** kandırıcılar işlerini yapıyorlar.
Peki biz?
Biraz mantıklı, biraz akıllı olalım!
Eğer Türkiye’yi alacaksa,
Niçin Ege?
Niçin Kuzey Kıbrıs?
Niçin Güneydoğu?
Ve niçin sınırlar ve diğer koşullar?
Türkiye’yi üye yaptığın zaman, bütün sorunlarınız (bizim sorunlarımız değil) anında çözülmüş oluyor.
Demek ki amaç başkadır.
Türkiye, AB kapısında çarmıha gerilmiştir ve parça parça edilmektedir. AB’ye alınacak bir Türkiye kalmamaktadır.

ÖNERİ DEĞİL

Bazıları diyor ki, “Bunlar öneri, masada müzakere eder değiştiririz.”
Bu da yalan!

Niçin Çerçeve Belgesi’ne itirazlarda bulundunuz, uçağa binmeyiz diye kahramanlık numaraları yaptınız?

Madem “öneri”, masada konuşurdunuz.

Çerçeve Belgesi, önerileri değil, yerine getirilecek yükümlülükleri belirliyor. Müzakere edilecek olan, bu yükümlülüklerin takvimidir ve nasıl yerine getirileceğidir. Daha doğrusu, bu zoka Türkiye halkına nasıl yutturulacak, masada kafa kafaya verip bu tertipleri hazırlayacaklar.

HİZMET SÖZLEŞMESİ VE SUÇ BELGESİ

Müzakere Çerçeve Belgesi’nin uluslararası hukuk açısından hiçbir değeri yoktur; bir kağıt parçasından ibarettir; Türkiye’yi bağlamaz. Ne Bakanlar Kurulu’nda onaylanmıştır; ne Meclis’ten geçmiştir; ne de Cumhurbaşkanınca imzalamıştır.

Ama o belge, Tayyip Erdoğan’ları bağlamaktadır. Bu açıdan bir hizmet sözleşmesidir. Tayyip Erdoğan ve suç ortakları, Türkiye’nin sınırlarını değiştirmek ve Lozan’ı son erdirmek dahil, büyük bir yükümlülüğün altına girmişlerdir.

Bu açıdan belge, yalnız hizmet sözleşmesi değil, suç kanıtıdır. Hem de en büyük suçun belgesi!

#3 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 09 Ekim 2005 - 19:24

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,
Rus ve Ermeni Devlet Arşivi’nden yeni belgeler açıkladı:

TAŞNAK SUBAYININ RESMİ RAPORU:
“TÜRKLERİ KUYUYA DOLDURUP HEPSİNİ AĞIR KAYALARLA EZDİM”



İÜ Araştırma Görevlisi Mehmet Perinçek’in Rus Arşivi’nde bulduğu, Ermeni ordusuna ait resmî raporda şu satırlar yer alıyor: “Basar-Geçar’daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukarıdan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, içine attığım kuyularda kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim.”

ERMENİSTAN DEVLET ARŞİVİNDE BULUNAN RESMİ RAPORLARDAN BÖLÜMLER:

Taşnak hükümeti komiseri V. Agamyan, firarla suçlanan Ermenilerin eşlerini, annelerini ve kız kardeşlerini toplayıp, çırılçıplak soyarak, onları köy meydanında bütün insanların gözü önünde kaz yürüyüşünü taklit etmek zorunda bırakmıştır. Taşnak yetkilisi, daha sonra çıplak kadınları dövdükten sonra saatlerce suyun içinde tutmuş ve geceleyin ırzlarına geçmiştir.

“Gümrü bölgesi Ermenileri Taşnak subayını düşmanca karşılamış ve hatta birkaç kez Türklere teslim etmeye kalkmışlar. Birçok köyde halk tepkili ve askeriyeyi düşman olarak görüyor. (…)Türkler, Ermeni köylerinde ekmek ve tuzla karşılanmış. Köylerde kadınlar kazanlarda yemekler hazırlamışlar. Subayım, yemeği kimin için hazırladıklarını sorduğunda şöyle cevap vermişler: ‘Tabii ki Türkler için, sizin için değil.’”

“Hükümetimizin çalışmaları sonunda bu köylerin (Türk ve Azeri köyleri) nüfusu Ermenistan sınırlarının dışına atıldı. Ölüm sessizliğinden şaşkına dönmüş, garip bir şekilde miyavlayan ve havlayan, şaşkın sesler çıkaran bir kaç kedi ve ayrıca iki-üç köpeğin kaldığı terkedilmiş köyler gördüm. Bu köylerin halkı göç ederken, artlarında oldukça büyük miktarda tohum, patates, buğday ve arpa bırakmışlar.

Ermenistan’ın Kars Valisi, bölgedeki Türk-Kürt nüfusun imha edilmesi ve mallarının yağmalanmasıyla ilgili rapor verirken, köylerin işgalinin ardından bütün zenginlikleri toplama işini denetim altına alma konusunda her zaman başarılı olamadıklarından yakınmaktadır.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (9 Ekim 2005) Beylikdüzü’ndeki TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi Kitap Fuarı Alanı, 2. Kat Kınalı Toplantı Salonu’nda bir basın toplantısı yaparak, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Araştırma Görevlisi Mehmet Perinçek’in Rus Arşivi’nde bulduğu Ermeni Devlet Arşivi’ne ait belgeleri açıkladı. Belgeler bugün (9 Ekim 2005) çıkan Aydınlık dergisinde yayınlandı. Perinçek özetle şunları belirtti:

Ermeni Devlet Arşivi’ne ait belgeleri, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü Araştırma Görevlisi Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivi’nde buldu.

BELGE 1/TAŞNAK SUBAYININ RAPORU

Taşnak subayının 1920 yılında Beyazıt-Vaaram bölgesinden yazdığı raporunda şunlar yazılı:

“Basar-Geçar’daki Türk nüfusu ayırt etmeden imha ettim. Bazen kurşunlara yazık olmasın dersin ya. Bu köpeklere karşı en etkili yol, çarpışmadan sonra sağ kalanları toplayıp kuyuların içine tıkmak ve bir daha dünyada bulunmamaları için yukarıdan ağır kayalarla ezmek. Ben de öyle yaptım. Bütün erkekleri, kadınları ve çocukları topladım, benim tarafımdan atıldıkları kuyuların içinde kayalarla ezerek hepsinin hayatına son verdim.”

Bu belge, Ermeni Sovyet tarihçisi A. A. Lalayan’ın önce 1936 yılında Revolyutsionnıy Vostok dergisinin 2-3. sayısında, daha sonra 1938 yılında SSCB Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nün yayın organı İstroriçeskie Zapiski dergisinin 2. sayısında bulunuyor.

BELGE 2/ERMENİ YARBAYI MELİK-ŞAHNAZAROV’UN RAPORU

Taşnakların Baş-Gyarninsk birliği komutanı Yarbay Melik-Şahnazarov, Ermenistan Devlet Arşivi f. 67, d. 644, y. 1-2 numaralarıyla kayıtlı, 7 Kasım 1918 tarihli acil damgalı raporda, bölgenin bütün köylerini bombaladıklarını, 30 Türk köyünü ele geçirdiklerini ve geri kalan 29 köyü de bombalamak amacıyla harekât izni istediğini bildirmektedir. Bu rapor Tümen komutanlığına gönderilmiştir. Merkezden onay alan Taşnak birliği, Baş-Gyarninsk bölgesindeki onlarca Azeri köyünü yerle bir etmiş, kadın, çocuk, yaşlı, genç yüzlerce insanı öldürmüş ve mallarını yağmalamıştır.

BELGE 3/ TAŞNAK HÜKÜMET YETKİLİSİNİN TAŞNAK BAŞBAŞKANI ORGANCANYAN’A RAPORU

Bir Taşnak yetkilisinin, 21 Haziran 1920 günü Taşnak hükümetinin başı A. Ogancanyan’a yazdığı rapor, Ermenistan Devlet Arşivi’nde f. 65, d. 116, y. 96 numaralarıyla kayıtlıdır. Raporda, şu satırlar dikkati çekmektedir:

“Zangi-Bassar tarafımızdan işgal edildi. Bu ülke öyle zengin ki, bizim borçlarımızı birkaç defa kapatacak durumda. İki gündür burada görülmemiş bir yağma gerçekleşti. Buğdayları, arpaları, pirinçleri, semaverleri, halıları, paraları ve altınları topladılar. Maliye Bakanlığı, iki görevlisini yanlarında örgütlü bir güç olmadan buraya ancak dün gönderebildi. Devasa bir zenginlik ellerimizden gidiyor.”

BELGE 4/ERMENİ DEVLETİNİN KARS VALİSİNİN RAPORU

Son rapor, Ermenistan Devlet Arşivi’nde f. 67, d. 1769, y. 25 numaralarıyla kayıtlı. Rapor, o zaman işgal altında bulunan Kars’taki Ermeni Valisi tarafından merkeze gönderilmiş. Ermeni Vali, bölgedeki Türk ve Kürt nüfusun imha edilmesi ve mallarının yağmalanmasıyla ilgili bilgiler veriyor. Raporda, köylerin işgalinden sonra köyün bütün zenginliğine elkoyma işini, resmî olarak denetim altına alamadıkları için yakınılmaktadır. Vali, devamla şöyle diyor: “Türklerden ve Kürtlerden oluşan bölge gerçekten bir hazine gibi. Ama ne yazık ki biz burayı tam olarak kontrol edemiyoruz.”

BELGE 5/ ERMENİ JOGOVURD GAZETESİ HABERİNDE TÜRK NÜFUSUN BÖLGEDEN SÜRÜLMESİ

Ermenistan’ı yöneten güçlerin yayın organlarından biri olan Jogovurd gazetesinin 1920 yılındaki 105. sayısında, G. Muradyan isimli yazar, Gorçi Gölü’nün kuzey kıyılarındaki Azeri köylerinden geçtiği haberde, Türk nüfusun bölgeden nasıl silah zoruyla sürüldüğünü anlatmaktadır:

“Hükümetimizin çalışmaları sonunda bu köylerin nüfusu Ermenistan sınırlarının dışına atıldı. Ölüm sessizliğinden şaşkına dönmüş, garip bir şekilde miyavlayan ve havlayan, şaşkın sesler çıkaran bir kaç kedi ve ayrıca iki-üç köpeğin kaldığı terkedilmiş köyler gördüm. Bu köylerin halkı göç ederken, artlarında oldukça yüksek miktarda tohum, patates, buğday ve arpa bırakmışlar. Hükümet, bu köylerden iki milyon pudun üzerinde buğday ve yarım milyon pud patates toplayabilir.”

BELGE 6/ HÜKÜMET KOMİSERİ AGAMYAN’IN RAPORU ERMENİ ORDUSUNUN ERMENİLERE YAPTIĞI ZULMÜ ANLATIYOR

Yine Ermenistan Devlet Arşivi’nde f. 67, d. 1588, y. 62-63 kayıtlı belgelerde, Taşnak hükümeti komiseri V. Agamyan’ın ordudan firarları önlemek bahanesiyle soruşturma veya mahkeme olmaksızın insanları cezalandırdığı ve kurşuna dizdiği saptanmaktadır. Agamyan, firarla suçlanan kişilerin eşlerini, annelerini ve kız kardeşlerini toplayıp, çırılçıplak soyarak, onları köy meydanında bütün insanların gözü önünde kaz yürüyüşünü taklit etmek zorunda bırakmıştır. Taşnak yetkilisi, daha sonra çıplak kadınları dövmüş ve onları saatlerce suyun içinde tutmuştur. Ardından kadınları tutuklama emri veren Agamyan, geceleyin genç kadınların ve kızların ırzına geçmiştir. Agamyan, hiçbir şekilde cezalandırılmadan görevini uzun süre devam ettirmiştir. M. Azarapetov isimli ajanı Taşnak hükümetine, köylülerin suikast girişiminde bulunacağını bildirince, Agamyan’ı merkeze almıştır.

Taşnak hükümeti, 1918 yılına gelindiğinde 35 yaşına kadarki bütün vatandaşları askere çağırmış ve Türkiye’ye karşı savaş için tekrar “gönüllü” birlikler kurmuştur. Yayın organlarında yaptıkları yayınlarla alınan bu karara karşı gelenlerin ölümle cezalandırılacağı, “aklı olanın” bu kurallara uyacağı yazılarak tehdit yöntemlerine başvurulmuştur. Bakû’de yayımlanan Taşnak yayın organı Aren’in 1 Mart 1918 tarihli 48. sayısı buna bir örnektir.

BELGE 7/ ERMENİ HÜKÜMETİ ERMENİ KÖYLÜSÜNÜ CEZALANDIRMAK İÇİN SUSUZ BIRAKIYOR VE ÖLÜMLERE YOL AÇIYOR

Ermenistan Devlet Arşivi’nde f. 67/199, d. 139, y. 230 numarada kayıtlı başka bir belgede ise, Taşnak hükümetinin asker vermeyi reddeden Berd, Verhniy Karmir, Ahbyur köylerine ve Şamşadinsk bölgesinin diğer köylerine cezalandırma amacıyla gönderdiği özel müfrezelerin uygulamaları anlatılıyor.

Taşnak hükümetinin, boyun eğmeyen köylüleri cezalandırmak için Zangi nehrinin kolunu kapattığı ve bölgedeki köyleri susuz bıraktığı Ermeni hâkim güçlerinin gazetelerinden olan Jogavurd’un 29 Haziran 1920 tarihli 102. sayısında aktarılmaktadır. Bu cezalandırmanın sonucunda birçok insan ölmüş, tarladaki ürünler mahvolmuştur.

BELGE 8/ TAŞNAK KOMUTANIN RAPORU: TÜRK ODUSUNU COŞKUYLA KARŞILAYAN ERMENİ KÖYLÜLERİ

Türk ordusu bugün soykırım yapmakla suçlanıyor. Oysa bir Taşnak komutanının yazdığı rapor, Ermeni köylülerin Ermeni ordusuna değil, Türk ordusuna güvendiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu rapor, Ermeni Devlet Arşivi’nde f. 68/200, d. 867, y. 278 numaralarında kayıtlıdır.

Taşnak hükümeti ordusu komutanı, firar eden askerleri aramak üzere Eçmiadzin kazasından Gümrü köylerine bir subay gönderir. Bu subayın ifadelerine dayanarak komutan, Taşnak hükümeti ordusunun genel karargâhına 14 Kasım 1920 tarihinde şu bilgileri rapor eder: “Gümrü bölgesi Ermenileri Taşnak subayını düşmanca karşılamış ve hatta birkaç kez Türklere teslim etmeye kalkmışlar. Birçok köyde halk tepkili ve askeriyeyi düşman olarak görüyor. İlhiab ve Kapanak köylerinde kızıl bayraklar çekilmiş. (…) Subayım, M. Kapanak köyünde Selçan Ermenilerinden oluşan atlıların eşliğindeki Türk süvari devriyesiyle karşılaşmış. Türkler, ekmek ve tuzla karşılanmış. Köylerde kadınlar kazanlarda yemekler hazırlamışlar. Subayım, yemeği kimin için hazırladıklarını sorduğunda şöyle cevap vermişler: ‘Tabii ki Türkler için, sizin için değil.’”

BELGE 9/ERMENİ MİLLİ BÜROSUNUN ÇAR II. NİKOLAY’A BAŞVURUSU

Ermeni arşivlerinde, Taşnak yönetimi ile emperyalistler arasındaki ilişkinin boyutlarını yansıtan çok sayıda belge bulunmaktadır. Örneğin Ermeni Milli Bürosu’nun Birinci Dünya Savaşı’nın hemen başında Çar II. Nikolay’a başvurusu, Taşnak yönetiminin emperyalizme ne denli bel bağladığını yansıtmaktadır:

“Yeni şanlı Rus silahı olmak ve Rusya’nın Doğu’daki tarihsel görevini yerine getirmek vatan borcumuz olmaktadır. Kalbimiz bu istekle yanmaktadır. Rus bayrağı, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında özgürce dalgalanacaktır. Sizin iradeniz, yüce devletiniz Türkiye boyunduruğu altındaki halklara özgürlük verecektir.”

BELGE 10/İSTANBUL’DAKİ PATRİK ZAVEN BÜTÜN ERMENİLERİ RUS YÖNETİMİNDE BİRLEŞTİRMEYİ SAVUNUYOR

Zaten daha savaş başlamadan önce İstanbul’daki Ermeni Patriği Zaven, Ermeni milliyetçi-liberallerin yayın organı Mşak’ın muhabirine Ermeni meselesinin köklü çözümünün, bütün Ermenistan’ın (Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi dahil) Rus yönetimi altında birleşmesiyle gerçekleşeceğini belirtmiştir. Patrik, “Ruslar buraya ne kadar çabuk gelirse bizim için o kadar iyi” ifadesini kullanmıştır.

BELGE 11/ERMENİLERİN EMPERYALİST ORDULARDA SAVAŞTIĞINI YANISITAN ERMENİ BELGE VE RAPORLARI

Taşnaksutyun Partisi’nin Dışişleri Bürosu Başkanı Zavriyev’in Çarlık Rusyası’nın Londra ve Paris büyükelçilerine 1915 yılında gönderdiği mektup, Birinci Dünya Savaşı’nda Ermenilerin oynadığı rolü gözler önüne sermektedir:

“Bugünkü savaşın ilk günlerinden beri Rusya Ermenileri, Rusya’da ve Türkiye’de savaşa katılmayı beklemektedir. Bu durum savaşın sonunda Ermeni meselesinin yeniden gündeme alınması ve kesin şekilde çözülmesi umudunu doğurmaktadır. Bu sebeple Ermeniler, yaklaşan olaylara katılmaktan geri duramaz, bundan ötürü savaşta en hararetli biçimde yerine almalıdır.”

Çarlık hükümetinin arşivinde de yer alan bu mektubun içeriğini destekleyen başka bir Taşnak belgesi de siyaset adamı ve tarihçi Boryan’ın kişisel arşivinde bulunmaktadır. 1915 Şubatında Tiflis’teki Bütün Ermenistan Milli Kongresi’nde Taşnaksutyun Partisi’nin askeri kanat temsilcisinin yaptığı konuşmayı içeren belge, bu bakımdan çarpıcıdır:

“Bilindiği gibi, Rus hükümeti savaşın başında Türk Ermenilerini silahlandırmak ve savaş sırasında ülke içinde ayaklanmaya hazırlamak amacıyla 242. 900 ruble verdi. Gönüllü birliklerimiz Türk ordusunun savunma hattını yarıp, ayaklananlarla birleşerek cephe ve cephe gerisinde anarşi yaratmak ve bununla birlikte Rus ordularının geçişini ve Türk Ermenistanı’nı ele geçirmesini sağlamak zorunda.”

BELGE 12/ ERMENİ BİRLİKLERİNİN RUS ORDUSUNUN VURUCU GÜCÜ OLARAK SAVAŞTIĞINI YANSITAN HABER VE RAPORLAR

Taşnak yayınları, cephede ve cephe gerisinde anarşi çıkardıklarını ve Rus ordularının vurucu gücü olarak savaştıklarını itiraf eden belgelerle doludur. Taşnaksutyun’un yayın organı olan Orizon gazetesi, 1912 yılı 196. sayısında şöyle yazıyor:

“Türk devlet yetkilileri ve iktidar sahipleri bilsinler ki, ne bir Türk ne de Türk devleti bundan böyle hiçbir Ermeni için değer taşımamaktadır. Varlıklarını korumak için başka yollar düşünsünler.”

Yine Orizon’un 31 Ekim 1914 tarihli 243. sayısında Ermeniler aktif olarak savaşta yer almaya çağrılırken, Çarlık Rusyası’nın zaferinin Ermenilerin de zaferi olacağı belirtilmektedir. Aynı şekilde Taşnakların başka bir yayın organı Ayrenik’in 24 Eylül 1915 tarihli 2. sayısında Tiflis’e yeni gelen Çarlık Rusyası’nın Kafkasya Valisi Nikolay Nikolayeviç için yazılanlar ibret vericidir:

“Dün Tiflis’e Çar’ın Kafkasya’daki vekili ekselansları yüce prens Nikolay Nikolayeviç teşrif etti. Yüce prensin kesin iradesi ve kararlılığıyla Türk hükümetinin varlığını sonsuza dek ortadan kaldıracağına derinden inanıyoruz. Bu inançla Kafkaslar’daki Rus ordusunun sevgili 6. Başkomutanını selamlar ve ona ‘Hoş geldin’ deriz.”

Ayrıca Taşnakların önemli liderlerinden A. Hatisyan da 1933 yılında Ayrenik’in 5. sayısında yayımlanan anılarında “Rus ordusunun yenilmeye başlamasıyla, bu orduya bağlanmış olan umutlarımız da tükendi” ifadesini kullanarak Birinci Dünya Savaşı’ndaki mevzilenişlerini ilan etmektedir.

BELGE 13/ ERMENİ BİRLİKLERİN İNGİLİZ VE FRANSIZ EMPERYALİSTLERİNİN EMRİNDE SAVAŞTIĞINI YANSITAN BELGELER

Çarlık Rusyası’nın yıkılmasının ardından Taşnaklar, bu sefer Batılı emperyalistlerin güdümünde hareket etmişler ve İngiltere, Fransa, ABD gibi devletlerin bölgedeki çıkarlarının hizmetine girmişlerdir. Taşnak hükümetinin başbakanı, 7 Şubat 1919 tarihinde İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General F. Wocker’la yaptığı görüşmede Ermenilerin, İtilaf Devletleri’nin zaferiyle ve Kafkasya’ya gelmeleriyle durumlarının iyiye doğru değişeceğinden kesinlikle emin olduklarını belirtmiştir. Bu görüşmenin raporu, Ermenistan İçişleri Bakanlığı Arşivi’nde fond 68, dosya 17, yaprak 40 numaralarıyla saklanmaktadır.

Aynı şekilde Ermenistan Devlet Arşivi’nde f. 200, d. 132, y. 338 numaralarıyla saklanan başka bir belge, Adana’daki Ermenilerin, Fransız işgal kuvvetleri komutanı General Diffe komutasında “intikam birlikleri” adıyla silahlandırıldıklarını ve Fransız üniformasıyla savaştıklarını anlatmaktadır.

HEPSİ RESMİ RAPOR HEM DE ERMENİ DEVLETİNE AİT

Ermenistan hükümetinin arşivlerini araştırmacılara neden açmadığı şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.

İşte belge, işte rapor!

Hem de resmî raporlar!

Hepsi de Ermeni devlet ve ordusuna ait!

Bu raporlar şu olguları bir kez daha doğruluyor:

1. 1915-1923 yılları arasında bölgede yaşanan olaylar, bir soykırım değil, fakat savaştır.

2. Bu savaşta Ermeni silahlı güçleri, emperyalist orduların emrinde Türk nüfusunu kırmış, sürmüş ve mallarını yağmalamıştır. Bunun ötesinde abker toplayabilmek için Ermeni halkına da ağır şiddet uygulamıştır.

3. Türkiye, emperyalizme ve ateşe sürdüğü güçlere karşı vatan savunması yapmış, haklı bir savaş vermiştir.

#4 alperen

alperen

    Yeni Üye

  • ΦÜyeler
  • Pip
  • 2 İletiler:

Gönderi Tarihi: 06 Ocak 2006 - 03:15

ozgur kardes
anladıgım kadarıyla parti propogandası yapıyosun
bu site bu amacla kurulmamıstır heralde
lütfen propaganda yapmayı bırakıp gercekten ise yarar fikirlerimiz varsa onları dile getirelim.

#5 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 28 Eylül 2006 - 18:21

Avrupa Parlamentosu'nun "Talat Paşa Komitesi'nin ortadan kaldırılması kararı" kabul edilemez!

Doğu Perinçek'ten Avrupa Parlamentosu üyelerine mektup:
Ermeni soykırımı iddiaları, tarihsel ve uluslararası bir yalandır.
Ermeni soykırımı iddiaları konusunda hazırlanan önergeleri reddedin!


İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, Avrupa Birliği (AB) Türkiye temsilciliği’nden ''Ermeni soykırımı iddiaları konusunda AB Parlamentosu'na sunulan önergelerin reddedilmesini” istedi.

Perinçek'in mektubunu, AB Türkiye Temsilciliği’ne İP Genel Sekreteri Ferit İlsever iletti. İlsever, Perinçek'in mektubunu AB’nin Türkiye Delegasyonu Başkanı Kretschmer Ankara’da olmadığı için Türkiye Delegasyonu Müsteşarı ve Siyasi Bölüm Başkanı Martin Dawson’a verdi. Dawson’la İP Genel Sekreter Yardımcısı Av.Nusret Senem’le birlikte 40 dakika görüşen İlsever, Avrupa Birliği- Türkiye ilişkileri konusunda partisinin görüşlerini aktardı. Kretschmer’in tepkilere yol açan açıklamasını hatırlatan İlsever, Avrupa’nın Türkiye’nin içişlerine karışamayacağını belirterek “Elinizi Türkiye’den çekin” dedi.

AB sürecinin Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkileri olumsuz etkilediğini ifade eden İlsever, Müsteşar Dawson’un sorusu üzerine, bugünkü ve önceki hükümetlerin AB konusundaki politikalarını eleştirdi. AB Komisyonu’nun “Talat Paşa Komitesi”ni suçlayan kararını hatırlatan İlsever, Dawson’a “Ne oldu size? Fransız Devrimi’nin özgürlükçü Avrupa’sına ne oldu? Talat Paşa Komitesi’ni dağıtmaya Avrupa’nın gücü yetmez” dedi.

İlsever, çıkışta gazetecilere yaptığı açıklamada, sözde Ermeni soykırımına ilişkin önergelerin yarın (26 Eylül 2006) AB Parlamentosu'nda görüşüleceğini belirtti. Türkiye'nin, tarihinin hiçbir döneminde soykırım yapmadığını vurgulayan İlsever, ''Bu tarihi bir yalandır'' dedi. İlsever, Ermeni soykırımı iddialarının ABD'nin isteği üzerine Batılı devletlerce dayatıldığını kaydetti.

Aradan 80-85 yıl geçtikten sonra soykırım iddialarının ''ısrarla dayatıldığına'' işaret eden İlsever, bu iddiaların Türkiye'yi parçalama amacı taşıdığını söyledi. İlsever, Perinçek'in mektubunda ise ''AB Parlamentosuna verilen Ermeni soykırımı iddiaları konusundaki önergelerin reddedilmesi'' isteğinin yer aldığını bildirdi.

İlsever, ayrıca AB'nin, geçen yıl Avrupa'da Lozan ve Sevr'e tepki eylemleri
düzenleyen ve Perinçek'in de üyeleri arasında bulunduğu ''Talat Paşa Komitesi'nin
dağıtılması konusunda hükümete baskı yapma kararı aldığını'' belirtti.. İlsever,
bu girişimlerin sonuçsuz kalacağını ifade etti.

Perinçek'in mektubunu Türkçe ve İngilizce olarak aşağıda sunuyoruz.

Avrupa Parlamentosu’nun Sayın Üyeleri,
Avrupa Parlamentosu’nun 26 Eylül 2006 Salı günkü toplantısı gündeminde bulunan Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu Raporu ve 97, 135, 140, 209, 277 sayılı önergeler, Türkiye’yi hedef almaktadır.

Rapor ve Fransız Sosyalist Partisi üyelerinin verdiği önergeler, tarihsel gerçekleri çiğnemekte ve Avrupa’nın eski büyük devletlerinin emperyalist politikalarını temsil etmektedir. Bu girişimler, Avrupa-Türkiye ilişkilerini dinamitleyen çizginin son görüntüleridir.

Sayın Parlamenter,
Ben, İşçi Partisi (Türkiye) Genel Başkanı olarak, aynı zamanda kınanması ve ortadan kaldırılması önerilen Talat Paşa Komitesi’nin de üyesiyim.

Öncelikle bilinmelidir: Talat Paşa Komitesi üyeleri, Batı’nın kışkırttığı etnik gruplar arasındaki şoven milliyetçiliğin her zaman karşısında olmuşlardır. Bizler, Türkiye’nin iki yüzyıllık emperyalizme karşı mücadele geleneğinin bugünkü temsilcileriyiz. Türkiye’nin bilgi ve namus birikimini bir araya getiren Talat Paşa Komitesi üyelerinin saygın kimliklerine göz atarsanız, onların Türk Devrimi geleneğinin bugünkü öncüleri olduklarını hemen saptayabilirsiniz.

Komitemiz hakkında, “aşırı sağcı” gibi nitelemelerin kullanılması, hem gerçeklere aykırıdır; hem de önergeyi verenlerin emperyalist karakterlerini gizlemek için başvurdukları bir psikolojik savaş yöntemidir. 20. yüzyılın büyük devrimcisi Lenin, lafta sosyalist, gerçekte emperyalist politika güdenler için, “sosyal emperyalist” deyimini kullanmıştı. Bu niteleme, Talat Paşa Komitesi’ni kınama önergesi verenlerin zihniyeti için de aynen geçerlidir. Çağımızda aşırı sağcılığın, bağnaz milliyetçiliğin ve gericiliğin merkezi, emperyalizmdir ve bugün de somut olarak ABD emperyalizmidir. Emperyalizme karşı mücadele ise, insanlığın geleceğini temsil eder.

Sayın Üyeler,

Önerge yanlışlarla doludur.
Tayip Erdoğan yönetimi, bırakalım Talat Paşa Harekâtı’nı desteklemeyi, yürüttüğümüz mücadeleyi her aşamada ve elindeki bütün olanakları kullanarak baltalamıştır. Tayip Erdoğan, 11–12 Mart günleri Ankara Kızılcahamam toplantısında kendi milletvekillerini, Berlin miting ve yürüyüşüne katılmamaları için tehdit etmiştir. Bu konudaki haberler, Türkiye’nin hemen bütün gazetelerinde çıkmıştır.

Bu durumda Tayip Erdoğan yönetimine, Talat Paşa Komitesi’ni ortadan kaldırması için baskı yapmaya gerek bulunmuyor. Türkiye’yi ABD projeleri gereği AB kapısına bağlayanlar, zaten böyle bir gayret içindedirler.

Ancak hemen belirtelim ki, Türkiye’nin bağımsızlık ve devrim geleneği, dışardan alınan görevleri uygulama girişimlerini her zaman etkisiz kılacak güçte olmuştur. Washington’daki Neoconlar tarafından Türkiye’nin başına oturtulan Tayip Erdoğan, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde göreve hazır olduğunu defalarca belirtmiş ve hatta bu lanetli projenin Eşbaşkanı olmakla iftihar etmiştir. Başka bir devletin ast-üst ilişkileri içinde yer alanların Türkiye başbakanı sıfatı taşımalarına, çok fazla önem yüklemeyiniz.

İyi biliniz ki, Avrupa Parlamentosu’nun, Tayip Erdoğan yönetimine Talat Paşa Komitesi’ni dağıtması için baskıda bulunma kararı alması, hiçbir pratik sonuç vermez. Çünkü Talat Paşa Komitesi, Türk Devrimciliği ve yurtseverliği gibi büyük bir geleneğe dayanır ve bütün emperyalist girişimler o geleneğin önünde boyun eğmek zorunda kalmışlardır.

Ancak bu yönde alınacak bir karar, Avrupa Parlamentosu’nun Cromwell, Robespierre ve Goethe’lerin özgürlük geleneğinden koptuğunu, Avrupa’nın uygarlık değerlerini bütünüyle terk ettiğini gösterir ve başka da bir işe yaramaz.

Biz, Atatürk Devrimi’ni tamamlama sorumluluğumuzu yerine getirmek için, Avrupa Parlamentosu’ndan izin almış değiliz. Ve size böyle bir yetkinizin bulunmadığını hatırlatmaya da mecburuz.

Avrupa Parlamentosu’nun Sayın Üyeleri,

Ermeni soykırımı iddiaları, tarihsel bir yalandır.
Ermeni soykırımı iddiaları, uluslararası bir yalandır.
Ermeni soykırımı yalanı, Birinci Dünya Savaşı koşullarında, İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası’nın Türkiye’yi paylaşma amaçları için, psikolojik savaşın bir aleti olarak imal edilmişti.

İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin 24 Nisan 1915 günü Avusturalya’lı ve Yeni Zelanda’lı askerleri Çanakkale’de Türkiye’nin üzerine sürmeleri hangi anlama geliyorsa, onların müttefiki olan Rus Çarlığı’nın da aynı tarihlerde silahlandırdığı Ermeni birliklerini Doğu cephesinde harekete geçirmesi aynı anlama gelmektedir. Biz, Mazlum Milletlerin ön safında, her cephede emperyalist saldırıya karşı koymuş, düşmanı öldürmüş ve aynı zamanda ölmüşüzdür. Birinci Dünya Savaşı’nda herkes emperyalist savaş verirken, Lenin’in de saptadığı gibi Türkiye vatan savunması yapmış, haklı bir savaş vermiştir. Sosyalistim diyenlerin Lenin’den öğrenmeleri gerekirdi.

Gerçekleri, 1918–1919 yıllarında Ermenistan’ın ilk başbakanlığını yapan Kaçaznuni’den, Ermenistan’ın Lalayan, Karinyan, Boryan, Myasnikyan gibi devlet adamlarından ve tarihçilerinden, Mikoyan gibi Sovyetler Birliği’nde dışişleri bakanlığı görevinde bulunmuş Ermeni kökenli devlet adamlarından incelemelisiniz. 1920–1945 döneminde Sovyetler Birliği ve Ermenistan’da yayınlanan bütün kaynaklar şu olguları oybirliğiyle saptamıştır: Ermeni ayrılıkçılığının örgütlediği birlikler, Birinci Dünya Savaşı’nda emperyalist orduların kumandası altında savaşmıştır. Bu savaşlarda her iki taraf yüz binlerce kurban vermiş ve ayrıca halklar arasında karşılıklı kırımlar yaşanmıştır. Yaşanan trajedilerin sorumlusu, Türkiye’yi paylaşmak isteyen emperyalist devletlerdir.

Bu gerçekleri Türk arşivlerinden aktarmıyoruz. Ermeni ve Rus arşivleri ve devlet adamlarından aktarıyoruz. Bir örnek olarak, Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin 1923 yılı Nisan ayında Bükreş’te toplanan Taşnaksütyun Partisi Konferansı’na sunduğu raporu, İngilizce, Fransızca ve Almanca olarak bilginize sunuyoruz.

Sayın Parlamento Üyeleri,

Şimdi soruyoruz: Ermeni soykırımı yalanlarını önerge haline getirenler ve geçmişte bu yönde kararlar alanlar, yaşanan olayları 1918–1919 yıllarının Ermenistan Başbakanı’ndan daha iyi mi biliyorlar?

Sizden bir tek ricamız var: Ermenistan Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin raporunu okuyunuz ve vicdanınızı dinleyerek karar veriniz.

Size hatırlatmak isteriz ki, ABD Ortadoğu’da yenilmektedir. ABD’nin Tek Kutuplu Dünya stratejisine hizmette bulunanlar, hem Avrupa’nın çıkarlarından vazgeçerler, hem de ABD’nin bozgununu paylaşırlar; geçmişte Hitler’in bozgununu paylaştıkları gibi.

Avrupa Parlamentosu’na sunulan Türkiye hakkındaki emperyalist amaçlı önergelerin reddedilmesi, gerçekleri teyit etmek yanında, Türkiye-Avrupa ilişkilerini normalleştirme niyetini ifade etmek anlamına gelecektir.

Saygılarımla.

Doğu Perinçek
İşçi Partisi Genel Başkanı

MEKTUBUN İNGİLİZCE ÇEVİRİSİ:

Distinguished Members of the European Parliament,

The meeting of the European Parliament on September 26, 2006 has, on its agenda, the Foreign Relations Commission Report and motions 97, 135, 140, 209, 277 which have Turkey as their target.

The report and the motions made by the members of the French Socialist Party disregard historical facts and represent the policies of the great European Powers of the past. These efforts are the latest examples of the attitude which aims at destroying European-Turkish relations.

Esteemed member of the European Parliament,

As the Chairman of the Workers’ Party (Turkey), I am, at the same time, a member of the Talat Pasha Committee which has been motioned to be condemned and dissolved.

Before everything else, it should be noted that the members of the Talat Pasha Committee have always been against the chauvinistic nationalism instigated by the West among certain ethnic groups in Turkey. We are the present representatives of Turkey’s two-hundred-year-old tradition of struggle against imperialism. If you take a look at the distinguished personalities of the members of the Talat Pasha Committee bringing together Turkey’s accumulation of learning and integrity, you can easily notice that they are the present vanguards of the tradition of the Turkish Revolution.

Qualifying our Committee as ‘extremely rightist’ is both against realities and also a method of psychological war adopted by the makers of the motion, in order to hide their imperialist character. V. I. Lenin, the great revolutionary of the 20th Century used the term, ‘social imperialist’ for those who were socialist in word but practiced imperialist policies. This term is very fitting for the mentality of the makers of the motion which demand that the Talat Pasha Committee be condemned. The centre of rightism, chauvinistic nationalism and reaction, in our age, is imperialism and today, in concrete terms, it is the US imperialism. And fighting against imperialism is the future of humanity.

Distinguished members,

The motion is full of mistakes.
The Erdoğan government, let alone supporting our struggle, has always obstructed it in all stages and by every means. He threatened the Members of Parliament from his party, at the meeting in Kızılcahamam, Ankara, on March 10-11, not to participate in the Berlin meeting and protest march. The news concerning the issue have been published in almost all of the Turkish newspapers.

For this reason, there is no need to put pressure on the Erdoğan Government to dissolve the Talat Pasha Committee. Those who have positioned Turkey on the threshold of the EU, according to US projects are already busy with it.

However, we should point out that the tradition of independence and revolution in Turkey has always been powerful enough to frustrate the efforts of executing the missions assigned by foreign sources. Mr. Tayyip Erdoğan, who was placed at the head of the Turkish governmental mechanism by the Neocons in Washington, has repeatedly stated that he is ready to serve the Greater Middle East Project of the US and in fact has prided himself with being one of the co-presidents of this cursed project. You should not attach importance to the fact that a person who has a position in the hierarchy of another state bears, at the same time, the title of the Turkish Prime-minister.

You should know that a possible resolution to be taken by the European Union to put pressure on Mr. Tayyip Erdoğan to dissolve the Talat Pasha Committee will bear no practical results, for the Talat Pasha Committee rests upon the tradition of Turkish Revolution and patriotism and all the imperialist attempts have been frustrated in face of that tradition.

However, such a resolution will only show that the European Parliament has broken away from the libertarian tradition of Cromwell, Robespièrre and Goethe and has altogether abandoned the European values of civilization. It will have no other bearing.

We have not asked the European Union for permission to carry out the requirements of our responsibility to complete the Atatürk Revolution. And also, we are obliged to remind you that you do not possess such an authority.

Distinguished members of the European Parliament,

The allegations as to the ‘Armenian Genocide’ are a historical falsification.
The allegations as to the ‘Armenian Genocide’ are an international falsification.
The falsification of ‘Armenian Genocide’ was fabricated under the conditions of the First World War, by Britain, France and the Tsarist Russia as a tool of psychological war, with the purpose of partitioning Turkey.

The meaning behind the fact that the British imperialists and the French imperialists drove Australian and New Zealander soldiers on Turkey in Gallipoli on April 24, 1915 is the very same meaning behind the fact that their ally, the Tsarist Russia armed and mobilized Armenian units on the Eastern Front. We have resisted imperialist aggression on the forefront of all the oppressed nations of the world, we have killed the enemy and have been killed as well. In the First World War, while every other country was waging an imperialist war, Turkey, as Lenin observed, was defending her own lands and was fighting a righteous war. Those who call themselves socialist need to learn from Lenin.

You should study the facts from sources such as H. Katchaznouni, the first Pirime-Minister of Armenia between 1918-1919 or Armenian statesmen and historians like Lalaian, Karinian, Borian, Myasnikian or Soviet statesmen like Mikoian, who was a Foreign Minister of the Soviet Union of Armenian origin. All the sources published between 1920-1945 in the Soviet Union and Armenia unanimously noted the following facts: the units organized by Armenian separatists fought under the command of imperialist armies. In these wars, both parties lost thousands of lives and also nations mutually massacred each other. The instigator of these tragedies are the imperialist powers who wanted to partition Turkey and share it among them.

Our sources for these facts are not Turkish sources, we are referring to Russian and Armenian archives and statesmen. As an example, we are presenting for your information the report by Hovannes Katchaznouni, the first Prime-Minister of Armenia, submitted to the Dashnagzoutiun Party Conference convened in Bucharest in April 1923, in English, French and German.

Distinguished Parliament Members,

We ask you: do those who have turned the falsification of Armenian Genocide into a motion and those who have passed resolutions of similar content in the past, know the facts better than the Armenian Prime-Minister?

We have one request from you: read the report by Hovannes Katchaznouni and cast your vote, listening to the voice of your conscience alone.

We would like to remind you that the USA is being defeated in the Middle East. Those who serve the mono-polar US strategy will both be abandoning European interests and sharing the US defeat; just like those who shared Hitler’s defeat.

Declining the motions with imperialist intentions made to the European Parliament, concerning Turkey will not only confirm facts but also express the intention of normalizing the Turkish-European relations.

With my best regards,

Doğu Perinçek
Chairman
Workers’ Party (Turkey)

#6 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 28 Eylül 2006 - 18:37

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in Basın Açıklaması:

Almanya Eski Başbakanı Schmidt’in Çarpıcı Açıklaması: “ABD TÜRKİYE'Yİ BÖLECEK”

Gönderilen Resim

Almanya’nın tanınmış televizyon sunucularından Sabine Christiansen’in Phönix Televizyonunda 6 Ağustos Pazar günü 17.05’ten 18.00’a kadar süren programında eski Başbakan Helmut Schmidt şunları belirtti:
- “ABD Türkiye’yi Bölecek!”
- “Kürdistan ve Ermenistan hayalini gerçekleştirecek!”
- “Ortadoğu’da sınırları değiştirecek!”
- “Kriz Derinleşecek!”
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 20Ağustos 2006 günü İP İstanbul İl Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Almanya Eski Başbakanı Helmut Schmidt’in Phoenix Televizyonunda yaptığı çarpıcı açıklamaları değerlendirdi. Perinçek özetle şunları söyledi:

Bilindiği gibi ABD’de yayınlanan “Silahlı Kuvvetler” dergisinde de Türkiye’yi parçalayan harita yayınlanmıştı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ABD’nin Türkiye’yi parçalama diye bir planı olmadığı yolunda Washington adına güvenceler verirken bu proje artık Avrupa Başbakanlarının diline düşmüş bulunuyor.

Buna rağmen Tayyip Erdoğan hala bu projenin görevlisi olmakla iftihar ediyor.
Tayyip Erdoğan’ın Eşbaşkanlığını yapmakla gurur duyduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nde, vatanımızın büyük bir bölümü Karadeniz kıyılarına kadar ABD’nin Kukla Devleti’ne veriliyor.

Tayyip Erdoğan, apaçık görüldüğü gibi vatanımızın bir bölümünü yabancı devletlerin hakimiyetine verecek bir proje içinde görev almıştır. Eğer BOP içindeki görevinden istifa etmezse, Türkiye’yi parçalama planının görevlisi olarak tarihe geçecektir.

Tayyip Erdoğan’ı, Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki görevinden istifaya davet ediyorum.

Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Mehmet Ağar ve diğer parti liderleri Türkiye’yi parçalama haritası önünde susuyorlar. Çünkü bütün amaçları BOP’nin eşbaşkanı olmaktır. Hepsi Tayyip Erdoğan’ın yerine taliptir. Bunun için bütün hünerlerini sergilemektedirler.

Türkiyemizin karşı karşıya bulunduğu tehdidi, İşçi Partisi yıllardır anlatıyor.
Şu harita, İşçi Partisi’nin vatanın bütünlüğünü ve Cumhuriyeti savunma sorumluluğunu yerine getiren tek parti olduğunu göstermiştir.

Türkiye, toprak bütünlüğü için ekonomiden askeriyeye kadar kapsamlı ve topyekun bir direnme programı uygulamak durumundadır.

İşçi Partisi, Türkiye’nin Milli Direnme Programı’nı her alanda hazırlamıştır ve bu programı kamuoyunun tartışmasına açmıştır. Kamuoyunun değerlendirmesine sunduğumuz bu program, ABD denetimi altında AB kapısına bağlanmış olan Türkiye’nin biricik çözümüdür. Atlantik’te boğulan Türkiye, bu programla Avrasya’nın bağımsız ve öncü ülkelerinden biri olarak ayağa kalkacaktır. İşçi Partisi, Batı emperyalizminin Türkiye’ye uygulayacağı her tehdit ve tertibin cevabını üretmiştir ve toplumumuzun önüne koymaktadır.

ABD Türkiye’yi bölemeyecektir.

Bu iradeyi oluşturmak için, Millî Hükümet’in kurulması şarttır.

Türkiye ile ABD emperyalizmini cephe cepheye getiren bir sürece girilmiştir.

Bu tarihsel süreçte, Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü savunma kararlılığını temsil eden İşçi Partisi’nin hükümet sorumlulukları üstlenmesi kaçınılmazdır.

İşçi Partisi’nin büyük görev günleri gelmiştir.

Değerli Yurttaş,
İşçi Partisi’ne üye ol,
Kemalist Devrim’i tamamlama mücadelesine katıl!
Haydi Görev Başına!
Görev Yeri: İşçi Partisi

#7 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 28 Eylül 2006 - 18:49

ozgur kardes
anladıgım kadarıyla parti propogandası yapıyosun
bu site bu amacla kurulmamıstır heralde
lütfen propaganda yapmayı bırakıp gercekten ise yarar fikirlerimiz varsa onları dile getirelim.



Merhaba,

Yukarida anlatilanlar bir DUYURU idi. Topraksiz Köylulerin, toprak agalarina karsi verdigi hakli davayi kim destekliyor desteklesin, dogru olani duyurmak insanlik görevidir, demokrasi görevidir, karanliga karsi aydinligi savunma görevidir sevgili arkadasim....

Hos ve can kalin.

Selamlar

#8 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 28 Eylül 2006 - 18:56

İP Genel Başkanı'nın tarihi Ankara Mitingindeki konuşması...

Doğu Perinçek: HARİTA DEĞİL MEZAR
Gönderilen Resim

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'in, 29 Temmuz 2006 günü Ankara'da düzenlenen tarihi mitingde yaptığı konuşmayı Türkçe ve İngilizce olarak sunuyoruz.

ABD Dışişleri Bakanı Condi, “Yeni Ortadoğu’nun zamanı geldi” açıklamasıyla Ortadoğu ülkeleri ve halklarına Haçlı savaşı ilan etmiştir.
ABD Silahlı Kuvvetleri, Türkiye başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerini parçalama haritasını yayınlamıştır.
ABD’nin tepesindeki Bush-Rice çetesi kendi yaptığı haritaya gömülecektir!
ABD, bir harita değil, kendisi için bir mezar yapmıştır. Haritayı kaldırırsanız, orada bir mezar göreceksiniz.

ABD’Yİ GÖMECEK KUVVETİN HARİTASI
Türkiye’yi parçalayacakmış, İran’ı parçalayacakmış, Irak’ı, Suriye’yi, Suudi Arabistan’ı, Pakistan’ı mürekkep masrafına parçalıyor. Azerbaycan topraklarının bir kısmını Ermenistan’a ve Türkmenistan topraklarının bir kısmını kalem çiziktirerek kuklası Karzai’ye veriyor.

Hangi güçle?

ABD’yi, İsrail’i ve piyonlarını aşar bu proje.

Sınırlar, mürekkeple değil, kuvvetle çizilir. Her gerçek haritanın bir matematiği vardır. Bütün bu ülkeleri karşısına alan ABD yönetimi, kendisini Ortadoğu’ya gömecek kuvveti belirlemiştir. Irak halkıyla baş edemeyen ABD ordusu; Türkiye, İran, Suriye ve diğer Ortadoğu ülkelerini paramparça edecek. Bir tek Türkiye, İran ve Suriye üçlüsünün sırt sırta vermeleri bile bu planı bozacak kuvveti oluşturur.

Bir de Ortadoğu’nun Çin’den Atlantik kıyılarına kadar uzanan cephe gerisi bulunuyor. Hatta Atlantik’in öte yanındaki Güney Amerika ülkeleri de ABD planının karşısındadır. Bütün bu cephe gerisini hesabın dışında bıraksak dahi, ABD’nin yenilgisi kaçınılmazdır.

PİYONLARA CESARET HAPI
Bu harita, sanırım ABD yöneticileri tarafından da gerçekçi bulunmuyor. Ama bazı piyonlara şu sıra cesaret verilmesi gerekiyor. Ateşe sürüleceklerin uyuşturucuya ihtiyacı vardır. Bu yönüyle bu harita esrar gibidir veya cesaret hapı. Piyonları bir hayal dünyasına sokacak, onlara cinayetler işletecek… Sonra?

Sonrası, Ermenistan’ın 1919-1920 yılındaki ilk başbakanı Kaçaznuni’nin kitabından okunabilir. Emperyalizmin haritalarını gerçeklerle karıştıranlar, komşularına, birlikte yaşadıkları halklara çok ağır zararlar vermişlerdir. Ama savaşların en ağır acıları hep yenilenlerin payına düşmüştür.

PARÇALANMANIN DEĞİL
BİRLEŞMENİN HARİTASI
Piyonlar, bilmelidir ki, bu harita ABD’nin gerçek hedeflerini göstermiyor. Bu haritayla ABD, ateşe sürmek istediği piyonları belirlemiştir. Piyonların görevi, bölgenin iç çatışmalar içinde çırpınmasına hizmettir. ABD’nin göreli gerçekçi hedefi budur. Bu arada ayak altında kalanların olmasını, ABD, savaş kaybı içinde bile görmez.

ABD’nin bu planı da bir noktada bozulacaktır. Türkiye, İran ve diğer Ortadoğu ülkelerinin bu plana önünde sonunda verecekleri cevap. daha büyük birlikler oluşturmaktır. Dünya’da ilk uygarlığın doğduğu coğrafya, birleşmeye zorlanıyor. Ortadoğu’ya dayatılan çözüm bu oluyor. ABD parçalama haritasıyla, Ortadoğu’da büyük birleşme haritasını gündeme getiriyor.

KUVVET VAR
İRADE YARATILACAK
Türkiye’nin bu haritayı yırtacak gücü var. İttifak birikimi ise, öncelikle haritanın parçalamak istediği coğrafyanın tamamıdır. Parçalanmak istenenler, parçalamak isteyene karşı birleşecek.

Bütün mesele, Türkiye’nin kendisini savunacak bir iradeyi, bir millî hükümeti kurmasıdır. Hayat, bunu zorluyor.

Şu an Türkiye’nin zaafı, bir merkezde odaklanıyor. Türkiye’yi parçalayacak projenin Eşbaşkanı, proje amirleri tarafından Türkiye’nin başbakanlık koltuğuna oturtulmuştur. Acaip gibi geliyor ama Kurtuluş Savaşı’nın İstanbul hükümetlerinin görevi de bu değil miydi?

Türkiye, bu haritanın görevlilerinden kurtarılacaktır! Türkiye’nin yaşama iradesi öncelikle kendisini bu eylemde ortaya koyacak!

Türkiye ile ABD emperyalizmini cephe cepheye getiren bir sürece girilmiştir. Bu tarihsel süreçte, Türkiye’nin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü savunma iradesini temsil eden İşçi Partisi’nin hükümet sorumlulukları üstlenmesi kaçınılmazdır.

İşçi Partisi’nin büyük görev günleri gelmiştir.

ABD SİSTEMİNİN DE MEZARI
Bu haritayı yapan güç ve sistem, Türkiye’yi devrime zorluyor.

Türkiye, kendisini savunabilmek için, kendisini yenilemek zorunda. Beyinleri bu sistemin cenderesine sıkışmış olanlar, Türkiye’nin çöktüğü için savunulamaz durumda bulunduğu kanısındadırlar. Evet, ABD denetimi altında Türkiye için çırpınmaktan ve çökmekten başka kader yoktur. Buradan tek bir sonuç çıkar: Türkiye ABD denetiminden kurtulacaktır. Türkiye, sistemin dışına çıktı mı, seyredin gerisini…Bu harita, yalnız ABD silahlı güçlerinin mezarı değil, ABD denetiminin ve sisteminin de mezarıdır.

Önce denklemi doğru kurmak gerekir. Türkiye birikiminde bir ülke yok edilemez. Çeşitli etnik gruplardan Türkiye halkı o kadar iç içe geçmiştir ki, onları bölebilecek bir sınır da bulunmuyor. Parçalayan her sınır, herkese felaket getiriyor. Bu durumda, Türkiye bölünmez, bölünmemek için kendini yeniler. O nedenle bu haritayı dikkatli okursak, ABD denetiminin sonunu görürüz.

Türkiye, İstiklâl marşımızda “Tek dişi kalmış canavar” diye tanımlanan, çürümüş Batı medeniyetinden kurtulma sancılarının içine girmiştir artık. Batı’nın emperyalist kapitalist sistemi içinde, bize hayat yok. Kemalist Devrim’i tamamlamak artık bir temenni değil, zorunluluk olmuştur. Haritanın kaçınılmaz cevabı bu oluyor. Zaten devrimler, bu koşullarda olur. Devrim, bir toplumun ölüm tehlikesine verdiği biricik cevaptır.

KONUŞMANIN İNGİLİZCESİ...
Workers Party (Turkey) members led by chairman Dogu Perincek organised a big demonstration in Ankara on 29 July 2006. Workers Party condemned the Israeli aggression and the words of US Secretary Rice on “it is time for a new Middle East”. The demonstators also protested US agression in front of the US Embassy, tore down the “new Middle East Map”.
Chairman Perincek gave the following speech:

We Shall Bury US Imperialism in this Map

Condi, the US Foreign Secretary declared a crusade on the Middle East countries and peoples, with her words ‘It’s time for a new Middle East.’
The US Armed Forces published a map in which the countries of the Middle East have been divided up.
The Bush-Rice gang governing the US will be buried in their own map! The US has not made a map but a grave for itself. If you lift the map, you will see the grave underneath.

the map of the forces to bury US

The US will divide up Turkey, Iran, Syria, Saudi Arabia, Pakistan only on paper. The map hands over a part of Azerbeijani territory to Armenia and a part of Turkmenistan territory to its puppet Kharzai with a stroke of the pen.

It requires force to do this.

This project is beyond the capacity of the US, Israel and their agents.
The borders are drawn not with ink but by force. All real maps are based on historical facts. Antagonizing all these countries, the US, has also determined the forces which are going to bury it in the Middle East. So, how can the US army, not capable of handling the situation even in Iraq, also intend to lay waste Turkey, Iran, Syria and other Middle Eastern countries? A mere alliance between Iran, Syria and Turkey will spoil this plan.
Moreover, there is a vast area behind this front line of the Middle East, from China to the Atlantic coast. Even the South American countries on the other side of the Atlantic are against the US plan. Even if we leave aside this vast area beyond the front line, the US defeat is inevitable.

Encouragement for the puppets

This map cannot be taken seriously even by the US leaders. However, the puppets need encouragement. Those who will be pushed into the heat of war, need sedatives. In this sense, this map serves as a sedative or an invigorator. It will turn the heads of the puppets or the agents and instigate them into murders. And then?

The rest is written in the book by Katchaznouni, the first prime-minister of Armenia, between 1919-1920. Those who confuse the maps of imperialism with reality have inflicted severe damages on their neighbours and the peoples they have been living side-by-side. But the deepest pain fell on the lot of the defeated.

The map of not division but of alliance

The agents should know that this map does not show the true aims of the US. With this map, the US has determined which agents to push into war. The agents’ task is to keep the area in domestic strife. This is a relatively realistic target of the US. The US does not care whether there are other elements who suffer in the process. However, this US plan will collapse at one point. The answer Turkey, Iran and other Middle Eastern countries will give to this plan will be getting together in bigger organizations. This area which was the seat of the first civilization in the world is being forced to get together. This is the solution The Middle East is forced into. With its map of dividing up the region, the US is actually making a map of alliance among the countries of the region.

The vigour is there and the will is to be created

Turkey has the vigour to tear up this map. The potential alliance, on the other hand, comprises the whole area which is meant to be divided up. The countries which are supposed to be divided up are going to ally against the force which means to divide them up.

The main point for Turkey is to be able to show the will to defend itself, to form a national government. Life itself urges this.

The shortcoming of Turkey today centers upon one issue. The co-president of the project which aims at dividing up Turkey has been assigned as the prime-minister of Turkey. It may sound odd, but did not the Ottoman government in Istanbul during the Liberation War hold the same office?

Turkey is going to be liberated from the executers of this map! The will of Turkey to live will primarily show itself in this action!

A new process of confrontation between Turkey and US imperialism has just started. It is inevitable that the Workers’ Party (Turkey) which represents the independence and territorial integrity of Turkey should participate in governmental responsibilities. Days of great tasks for the Workers’ Party are ahead.

A grave for also the US system

The forces and the system which have made this map are urging Turkey into a revolution.
Turkey has to renew itself in order to defend itself. Those who cannot think outside the terms imposed by this system think that Turkey cannot defend itself because it is on the verge of collapse. Yes, Turkey’s fate under US control is collapse. However, these circumstances will lead to another result: Turkey is going to liberate itself from US control. When Turkey breaks free of this system, the outcome will be unbelievable. This map will not only be a grave for the US armed forces but also for the US system and control.

The equasion must be formulated correctly. A country with a vast accumulation like Turkey cannot be destroyed. Turkish people of various ethnic origins have been so much integrated that no border can divide them. Borders that divide countries bring disaster to the peoples. In these circumstances, Turkey will not be divided, it will renew itself in order not to be divided. For this reason, if we read this map carefully, we will see the end of US control.

Turkey has already entered a period of getting rid of the decayed Western civilization which has been described in its national antheme as ‘a monster with a single tooth left’. There is nothing promising for us in the imperialist-capitalist system of the West. The completion of the Kemalist revolution is no longer a wish but a necessity. This is the inevitable answer to the notorious map. Revolutions come into being in such circumstances. Revolution is the only answer a society gives to the danger of extinction.

#9 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 29 Eylül 2006 - 12:49

İP Genel Başkanı Doğu Perinçek: Tayyip Erdoğan Başbakanlıktan derhal istifa etmelidir!

Kendi sesinden Tayyip Erdoğan’ın ABD projesi içinde
Diyarbakır’ı merkez yapma itirafı



• Tayyip Erdoğan’ın inkâr ettiği konuşması aynen şöyledir: “Şu anda Amerika’nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım.”
• Abdullah Öcalan, bugün gazetelerde yer alan açıklamasında, Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu Projesindeki görevini desteklediğini söylemektedir. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan, ABD Projesinde buluşmuşlardır.
• Muhalefette oldukları söylenen diğer partilerin genel başkanları, Türkiye’yi parçalayan haritaların önünde aylardır adeta dilleri tutulmuş gibi sustular. ABD’nin ve Tayyip Erdoğan’ın büyük suçunu örtmeye çabaladılar.
• Türk subayları Tayyip Erdoğan’ın görevlisi olduğu proje haritalarını gördükleri zaman, NATO toplantısını terk ederken, Tayyip Erdoğan başbakanlık koltuğunda oturmaktadır. Türkiye, hükümet mevzilerinden vurulmaya artık tahammül edemez. Tayyip Erdoğan’ı, başbakanlıktan istifa etmek zorundadır. Eğer istifa etmezse, oradan indirilmesi bir vatan görevidir.

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bugün (29 Eylül 2006) saat 11.00’de Ankara’da, İP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek, Tayyip Erdoğan’ın bir gazinin sorusu üzerine, televizyon ekranından yaptığı “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız” yolundaki sözlerini inkar ettiğini belirtti. İP Genel Başkanı, Tayyip Erdoğan’ın 16 Şubat 2004 tarihinde Kanal D ekranından yaptığı konuşmayı basın mensuplarına gösterdikten sonra özetle şunları belirtti:

İŞTE TAYYİP ERDOĞAN’IN İNKAR ETTİĞİ KONUŞMANIN GÖRÜNTÜLERİ
Yarın Tayyip Erdoğan’ın Yüce Divan’da yargılanacağı suçun en önemli kanıtını sunuyorum.

Şimdi izninizle size Tayyip Erdoğan’ın 16 Şubat 2004 gecesi televizyon ekranından yaptığı konuşmanın görüntülerini izleteceğim. (Konuşmanın görüntülü bandı büyük ekrandan basın mensuplarına gösterildi).

Görüldüğü gibi, Tayyip Erdoğan’ın konuşması aynen şöyledir:

“Şu anda Amerika’nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım.”

Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri, konuşma sabahı gazetelerde de yer aldı.


Erdoğan, artık suçunun farkındadır. Bu nedenle sözlerini inkar etmektedir. 21 Eylül 2006 Gaziler Günü’nde Göksel Gümüş adlı gazimizin sorusu üzerine, Tayyip Erdoğan, bu sözleri söylemediğini ifade etmiştir.

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NDE DİYARBAKIR NERENİN MERKEZİ?
ABD’nin Büyük Ortadoğu ya da yeni ismiyle Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP)’nin içeriği, ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice tarafından ilan edilmiştir. Bu projeye göre, Moritanya ve Fas’tan Orta Asya’ya kadar Müslüman halkların yaşadığı 24 ülkenin haritaları ve rejimleri değişecekmiş. 24 ülkeden biri Türkiye’dir.

Herkesin bildiği gibi, ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”, İsrail-Kürdistan ekseni üzerine kuruludur. ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yayınlanan haritada, Diyarbakır, sözde Kürdistan, gerçekte İkinci İsrail devleti içinde gösterilmektedir. Haritanın resmî olmadığı yolundaki iddialar da artık yerle bir olmuştur. Çünkü Türkiye’yi parçalanmış gösteren harita, en son İtalya’daki NATO toplantısında yeniden sergilenmiş ve bunun üzerine Türk subayları toplantıyı terk etmiştir.

ABDULLAH ÖCALAN TAYYİP ERDOĞAN’IN ORTADOĞU PROJESİNDEKİ GÖREVİNİ DESTEKLEDİĞİNİ AÇIKLIYOR
Tayyip Erdoğan’ın üstlendiği “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapma görevini” paylaşanlar, görevin niteliğini bir kez daha gözler önüne sermişlerdir. Abdullah Öcalan, bugün gazetelerde yer alan açıklamasında, Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu Projesindeki görevini desteklediğini söylemektedir. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Öcalan, ABD Projesinde buluşmuşlardır.

TAYYİP ERDOĞAN’IN BÜYÜK SUÇU
Tayyip Erdoğan ABD emperyalizminin Türkiye Cumhuriyetini bölme ve Diyarbakır dahil vatanımızın topraklarının bir bölümünü yabancı bir devletin egemenliğine verme suçuna iştirak ettiğini televizyon ekranından ilan etmiştir. Bu suç, yürütme ve hatta yasama tasarruflarıyla işlenmektedir. En son Lübnan’a asker gönderme girişimi de Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesi içindedir.


SINIRLAR MÜREKKEPLE ÇİZİLMEZ
Tayyip Erdoğan’ın eşbaşkanlığını yapmakla gurur duyduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nde, vatanımızın büyük bir bölümü Karadeniz kıyılarına kadar ABD’nin Kukla Devleti’ne veriliyor.

Ancak sınırlar, ABD’nin haritasındaki gibi mürekkeple çizilemez. Türkiye’nin sınırları İstiklal Savaşı’yla çizilmiştir ve o sınırları değiştirmek için silah kullanmak gerekir. ABD de bunu çok iyi bildiği için bölgeye işgal güçlerini yerleştirmiş; fakat Irak ve Lübnan direnişinin kahramanlığı karşısında batağa saplanmıştır.


Türk subayları Tayyip Erdoğan’ın görevlisi olduğu proje haritalarını gördükleri zaman, NATO toplantısını terk ederken, Tayyip Erdoğan başbakanlık koltuğunda oturmaktadır. Türkiye, hükümet mevzilerinden vurulmaya artık tahammül edemez.

Tayyip Erdoğan’ı, başbakanlıktan istifa etmek zorundadır. Eğer istifa etmezse, oradan indirilmesi bir vatan görevidir.

DENİZ BAYKAL, DEVLET BAHÇELİ, MEHMET AĞAR, ERKAN MUMCU VE DİĞERLERİ NİÇİN SUSUYORLAR
Muhalefette oldukları söylenen diğer partilerin genel başkanlarının tutumları da dikkat çekicidir. Türkiye’yi parçalayan haritaların önünde aylardır adeta dilleri tutulmuş gibi sustular. ABD’nin ve Tayyip Erdoğan’ın büyük suçunu örtmeye çabaladılar. Susmaları gerekiyordu. Çünkü, Tayyip Erdoğan’dan boşalacak yere, yani Büyük Ortadoğu Projesi görevine taliptirler; Büyük müttefikleri ABD’ye kendilerini beğendirmek için aşırı bir gayret içine girmişlerdir.

TÜRKİYE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ GÖREVLİLERİNDEN KURTULMAK ZORUNDA
Türkiyemizin karşı karşıya bulunduğu tehdidi, İşçi Partisi 20 yıldır anlatıyor. Herkes susarken, yürüttüğümüz mücadele, İşçi Partisi’nin vatanın bütünlüğünü ve Cumhuriyeti savunma sorumluluğunu yerine getiren tek parti olduğunu göstermiştir.

Türkiye, toprak bütünlüğü için ekonomiden askeriyeye kadar kapsamlı ve topyekun bir direnme programı uygulamak durumundadır.

İşçi Partisi, Türkiye’nin Milli Direnme Programı’nı her alanda hazırlamıştır ve bu programın Milli Hükümetini kurmak için mücadele etmektedir.

İşçi Partisi’nin merkezinde bulunduğu bir milli hükümetin kurulması, Türkiye için zorunludur ve kaçınılmazdır.

Sınırlar mürekkeple çizilmez.

Bunu herkes anlayacaktır.

#10 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 30 Eylül 2006 - 12:02

Türkiye'nin öncüleri, miletimizin büyük tarihi atılımına önderlik için görev başına!

İşçi Partisi "Milli Hükümet Programı Konferansı"
30 Eylül-1 Ekim tarihlerinde Ankara'da toplanıyor

4 Haziran 2006 günü 253 öncünün katılmasının ardından, İşçi Partisi'ne toplumun her kesiminden öncülerin katılımı büyük bir hızla devam ediyor. Yurdun bir yanında milletimizin yüzakı önderleri, Türk Devrimi'nin halkçı, milliyetçi, bilimsel sosyalist birikiminin temsilcisi, CHP'den AKP'ye, DYP'den MHP'ye çeşitli siyasi hareketlere mensup kadrolar, Kemalist Devrim'i tamamlamak için İşçi Partisi'nde birleşiyor.

İP Başkanlık Kurulu'nun parti tüzük ve programını bu büyük birlik ve atılıma uygun hale getirmek amacıyla hazırladığı "İşçi Partisi Yeni Tüzük ve Milli Hükümet Programı" büyük yankı yarattı. Çözümleriyle milletimize umut ışığı olan yeni tüzük ve program İP Ulusal Strateji Merkezlerinde tartışılarak daha da geliştiriliyor.

Bu kapsamda İşçi Partisi, Ulusal Strateji Merkezi üyelerinin katılımıyla, "MİLLİ HÜKÜMET PROGRAMI KONFERANSI" düzenliyor. 30 Eylül-1 Ekim 2006 Cumartesi-Pazar günleri saat 10. 00- 18. 00 arasında Ankara Sürmeli Otel’de toplanacak. Toplantıya yalnızca USTRAM ve Parti üyeleri değil, Türkiye’nin kadro birikimi içinde seçkin yeri olan sivil ve asker aydınlarımız da katılacaklar.

Toplantının programı ile "Yeni Tüzük ve Milli Hükümet Programı Önerisi"ni aşağıda sunuyoruz.

PROGRAM;

30 Eylül 2006
10.00-10.30
Açılış- İP Ulusal Strateji Merkezi Başkanı Prof. Dr. Kürşat Yıldız
İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in konuşması

10.30-11.00
1. Oturum: Partinin Temel Nitelikleri
Ferit İlsever- İşçi Partisi Genel Sekreteri (Başkan)
E. Gen. Servet Cömert
Haluk Dural- DPT Eski Uzmanı, İP Ulusal Strateji Merkezi Üyesi
Prof. Dr. Semih Koray- İP Genel Başkan Yardımcısı

11.00-11.30
Tartışma

12.00-14.00
Yemek

14.00-15.00
2. Oturum:
Devletin Yeniden Yapılandırılması
Orhan Ayber- İP Ulusal Strateji Merkezi İzmir Başkanı (Başkan)
Prof. Dr. Alpaslan Işıklı
E. Gen. Ali Rıza Salmanpakoğlu- Hacıbektaş Belediye Başkanı
Vural Savaş- Yargıtay Onursal Başsavcısı

15.00-15.30
Tartışma

15.30-16.00
Çay-Kahve

16.00-17.00
3. Oturum:
Milli Güvenlik ve Dış Politika
E. Korg. Yaşar Müjdeci (Başkan)
Prof. Dr. Ümit Akkoyunlu- Türkmen Danışma Meclisi Başkanı
E. Büyükelçi Ahmet Zeki Bulunç-KKTC Eski Türkiye Büyükelçisi
Mehmet Bedri Gültekin- İP Genel Başkan Yardımcısı
Prof. Dr. Şükrü Sina Gürel

17.00-17.30
Tartışma

17.30-19.00
Komisyon çalışmaları
(Partinin Temel Nitelikleri Komisyonu, Devletin Yeniden Yapılandırılması Komisyonu,
Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu, Ekonomi, Komisyonu, Sağlık ve Sosyal Güvenlik Komisyonu, Eğitim, Kültür ve Sanat Komisyonu)

01 Ekim 2006

10.00-12.00
Basın toplantısı-İşçi Partisi’ne katılan öncülerin basına tanıtımı

12.00-14.00
Yemek

14.00-15.00
4. Oturum:
Ekonomi ve Sosyal Güvenlik
Prof. Dr. Recep Akdur- AÜ Tıp Fak. Halk Sağlığı An.Bl.Dl.Bşk. (Başkan)
Şefik Çakmak-Yeminli Mali Müşavir
Yıldırım Koç- ODTÜ Öğretim Görevlisi, Yol İş Genel Bşk. Danışmanı
Prof. Dr. Aziz Konukman
Dr. Bartu Soral

15.00-15.30
Tartışma

15.30-16.00
Çay-Kahve

16.00-17.00
5. Oturum:
Eğitim Kültür ve Sanat
Prof. Dr. Kürşat Yıldız (Başkan)
Sarper Özsan- M. Sinan Ü.GSÜ Devlet Konservatuarı Öğ.Gör.
Prof. Dr. Enis Öksüz
Ertuğrul Kazancı- Eğitimci-Hukukçu

17.00-17.30
Tartışma

17.30-19.00
Komisyon raporlarının sunumu ve kapanış

İŞÇİ PARTİSİ YENİ TÜZÜK ÖNERİSİ
İşçi Partisi Başkanlık Kurulu tarafından, 7.Genel Kongre hazırlığı kapsamında,
İşçi Partisi il ve ilçe kongrelerinin ve İP Ulusal Strateji Merkezi’nin
tartışmasına sunulmuştur.

Başlangıç
İşçi Partisi, Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM’ye Anayasa Tasarısı olarak sunduğu 13 Eylül 1920 tarihli Halkçılık Programı’nın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 17 Kasım 1920 günü kararlaştırdığı Halkçılık Beyannamesi’nin bugün de geçerli olduğunu ilan eder.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, hayat ve bağımsızlığını kurtarmayı yegâne ve mukaddes gaye bildiği halkı, emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zulmünden kurtararak, irade ve hâkimiyetin hakiki sahibi kılmakla gayesine ulaşacağı kanaatindedir.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, milletin hayat ve bağımsızlığına suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların tecavüzlerine karşı müdafaa ve harici düşmanlarla işbirliği yapıp milleti aldatmaya ve ifsada çalışan dahili hainlerin cezalandırılması için orduyu sağlamlaştırmayı ve onu milli bağımsızlığın dayanağı bilmeyi borç sayar.”


I
TEMEL İLKELER

1. Ad ve Nitelik
İşçi Partisi, Türkiye işçi sınıfının, köylülerin, esnaf ve zenaatkârların, kamu çalışanlarının, fikir emekçilerinin, millî sanayici ve tüccarların ortak millî iktidarı için mücadele eden öncü partidir. Kısaltılmış adı İP’dir. Merkezi Ankara’dadır.

İşçi Partisi, Türk Devrimi’nin milliyetçi, halkçı ve bilimsel sosyalist birikimini, Parti’nin Tüzük ve Programı temelinde kucaklar.

Parti’nin amblemi, Çoban Yıldızı’dır. Parti’nin bayrağı, kırmızı zemin üzerine sarı yıldızdır. Parti amblemi, oy pusulalarında beyaz zemin üzerinde yıldız olarak gösterilir.

2. Amaç
İşçi Partisi’nin yakın amacı, Meşrutiyetlerle başlayıp Kemalist Devrim’le en büyük atılımını gerçekleştiren millî demokratik devrimimizi tamamlayarak, millî devleti ve halk yönetimini yeniden inşa etmek, emperyalizmin baskı ve denetimine son vermek, Ortaçağ kalıntısı bütün ilişki ve kurumları hayatın her alanından temizlemek, halkı özgürlüğe, esenliğe ve aydınlığa kavuşturmaktır.

İşçi Partisi, Türkiyemizin bugün Asya’dan yükselen çağdaş ve toplumcu uygarlığın önündeki seçkin yerini alması için, artık mafyalaşan kapitalizmin her tür sömürü ve baskısını arasız devrimlerle ortadan kaldırmayı ve sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum kurmayı hedefler.

İstiklâl Marşı’mızda belirtildiği gibi, “Tek dişi kalmış canavar” olan bugünkü Batı merkezli mafya-tarikat sisteminin, insanın insana kulluğuna, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğe, yabancılaşmaya, uyuşturucuya, fuhuşa, yozlaşma ve çürümeye yol açan kurum ve ilişkileri, bütün siyasal, ekonomik ve toplumsal temelleriyle birlikte temizlenecektir. İnsan ve doğa yıkımdan kurtarılacaktır. Bencilliğe ve özel çıkara değil, kamu yararına öncelik veren yeni toplumun kurulmasında, halkımızın güçbirliği, elbirliği, kardeşlik ve dayanışma geleneği, en büyük itici güç olarak harekete geçirilecektir.

3. Öncü Geleneği ve Devrim Mirası
İşçi Partisi, 150 yıllık devrimimizin Namık Kemal’lerden Mustafa Kemal’lere uzanan öncü parti geleneğinin ve bu sürecin ayrılmaz parçası olan emekçi partilerin ürettiği düşünsel ve örgütsel birikimin devamı ve mirasçısıdır.

İşçi Partisi, milletin bağımsızlığına, vatanın bütünlüğüne, halkın mutluluğuna, yurtta ve cihanda barışa hizmet için, insanlığın Fransız Devrimi, Amerikan İstiklâl Savaşı ve Devrimi, Sovyet Devrimi, Türk Devrimi, Çin Devrimi ve Cezayir Kurtuluş Savaşı gibi büyük devrimci atılımlarla elde ettiği bağımsızlık, özgürlük, barış ve bilgi birikimini savunur ve bu yöndeki mücadeleleri destekler.


4. Bilimin Yol Göstericiliği
Hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir. İşçi Partisi, arkada kalan yüzyıllarda, milletimizin ve insanlığın millî kurtuluş savaşlarından, demokratik ve sosyalist devrimlerden beslenen bilim ve kültür mirasını değerlendirir ve rehber kabul eder.

Parti, daima gerçeklerden hareket eder, teoriyi hayatın içinde arar, pratikte sınar ve geliştirir.

5. İdeolojik Bağımsızlık
İdeolojik ve örgütsel bağımsızlık esastır. İşçi Partisi, omuzlarının üzerinde kendi kafasını taşır. Kendi yolunu kendi çizer. Teorisini, programlarını ve siyasetlerini kendisi oluşturur. Başka bir ülke veya başka bir parti tarafından yönetilmeyi reddeder. Dünyanın diğer ülkelerinin yurtsever ve emekçi partileriyle, demokratik ve barışsever örgütleriyle ilişkilerinde bağımsızlık ve eşitlik ilkelerini dikkatle uygular.

6. Halka Dayanmak
En büyük üretici ve değiştirici güç, emekçi halkın kendisidir. İşçi Partisi, bu bilinçle halka güvenir, halkı seferber eder ve halk yönetimini halkın eliyle inşa eder.

İşçi Partisi, emekçilerin siyasal, kültürel ve manevi yönlerden alabildiğine gelişerek toplumumuzun her alanda ilerlemesine önderlik edecek öncüler haline gelmeleri ve böylece halkın bütün kitlesiyle seçkinleşmesi ve sonuç olarak öncü ile kitle arasındaki farkın kalkması için çalışır.

7. Milleti Birleştirmek
İşçi Partisi, millî devletin bağımsızlığı ve egemenliği, vatanın bütünlüğü, Kemalist Devrim’in başarısı için, çeşitli etnik köken ve mezheplerden milletimizin birleştirilmesine önderlik eder.

İşçi Partisi, gerek muhalefette gerek iktidarda, halk içindeki çelişmelerin şiddet yöntemiyle ele alınmasına karşı kararlı mücadele yürütür, sorunların özgür ve zengin tartışmalarla çözülmesine çalışır. Halk içinde şiddete başvurulmasına kesinlikle izin vermez.

8. Emperyalizme Karşı Dayanışma
İşçi Partisi, emperyalizme karşı, devletlerin bağımsızlık, milletlerin kurtuluş ve halkların devrim mücadelelerini destekler.


II
ÖRGÜTLENME İLKELERİ

9. Demokratik Merkeziyetçilik
İşçi Partisi’nin temel örgütlenme ilkesi, demokratik merkeziyetçiliktir.

10. Demokrasi
Üyelerin girişkenliğini geliştirmek, farklı görüşlere ifade özgürlüğü ve saydamlık, parti içi demokrasinin esas ilkeleridir.

İşçi Partisi, demokratik yapısını, organlarının ve üyelerinin emekçi karakterine dayandırır. Organların ve delegelerin bileşiminde kadınların ve gençlerin etkili oranda yer almasına özel önem verilir. İşçi Partisi Kadın Kolu ve İşçi Partisi Öncü Gençlik başkanları, bütün kademelerde yönetim kurulu toplantılarına katılırlar.

Parti içinde canlı bir düşünce hayatı geliştirmek, bütün yönetici organların ve üyelerin görevidir. Parti içindeki farklı görüşler teorik inşanın motorudur. Bütün parti üyelerinin, topluma karşı, programı ve temel siyasetleri savunma sorumlulukları vardır. Bununla birlikte, programın değişmesini önermek ve gerekçelerini açıklamak her üyenin hakkıdır.

Yönetim kurulları, çeşitli parti görevleri için oluşturulan kurullar ve Parti’nin seçimlerde göstereceği adaylar, ilke olarak seçimlerle belirlenir.

Bütün yönetim organları, siyasetlerini oluştururken ve önemli kararları alırken, üyelerin ve halkın talep ve görüşlerini alırlar, bu amaçla danışma toplantıları düzenlerler.

Organ kararlarına karşı, ilgili organlar veya üyeler bir üst organa itiraz edebilir.

Parti, teorik ve siyasal olgunluğunu geliştirmek, birliğini sağlamlaştırmak ve mücadele gücünü yükseltmek için, bütün organlarında eleştiri ve özeleştiriye önem verir..

11. Merkeziyetçilik
Kararların uygulanmasında ve görevlerin yerine getirilmesinde, azınlık çoğunluğa, alt kademeler üst kademelere, bütün Parti, Merkez Komitesi’ne uyar.

Partinin halka önderlik yeteneğini yükseltmek ve iktidar hedefine ilerlemek, disiplinin yol gösterici ilkeleridir. Üst kademeler Parti kararlarının uygulanmasını denetler. Alt kademeler, üst kademelere rapor verir. Üst kademeler, raporları değerlendirir ve cevaplar.

12. Üyelere ve Alt Organlara İnisiyatif
Merkez organlar ve üst kademeler, alt kademelerin ve üyelerin girişkenliğini geliştirir, onların Parti’nin yönetimine ve genel olarak Parti yaşamına en etkin ve yaratıcı biçimde katılmaları için, gerekli mekanizmaları kurar ve geliştirir.

13. Saydamlık
İşçi Partisi’nde teoriye, programa ve siyasete ilişkin sorunlar, açık tartışmayla çözülür.

İşçi Partisi’nin gelir ve giderleri, organların ve üyelerin bilgisine sunulur. Her kademedeki Parti yöneticileri, milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclisi üyeleri; seçildikleri ve görevi bıraktıkları ilk hafta içinde bağlı bulundukları Parti örgütüne mal beyanında bulunurlar.


III
ÜYE

14. Üyelik Şartları
Parti’nin Tüzük ve Programı’nı benimseyen, Parti temel örgütlerinden birinde görev almayı ve Parti ödentisini düzenli olarak ödemeyi kabul eden herkes Parti’ye üye olabilir.

15. Üye Ödentisi
Aylık üyelik ödenti en az iki YTL, en çok 12 bin YTL’dir. Ödenti yükümlülüğünü altı ay yerine getirmeyen üyeler yazılı olarak uyarılır. Buna rağmen ödemede bulunmayanlar, ödentilerini ödeyinceye kadar seçme ve seçilme hakkını kullanamazlar, yönetici organlarda görev alamazlar. İkinci yazılı uyarıya rağmen ödentilerini ödememekte ısrar edenler, bağlı bulundukları il ve ilçe yönetim kurulunun salt çoğunluğu ile disiplin kuruluna sevk edilirler.

16. Üyeliğe Giriş
Üyelik için Parti’nin bütün örgütlerine başvurulabilir. Parti’nin üye sayısını çoğaltmak ve halka önderlik yeteneğini yükseltmek, Parti örgütlerinin başlıca görevidir. Her örgüt ve üye, bu amaçla yurttaşlara üyelik önerisinde bulunur.

Üyelik için başvuranlar, aday üye olarak kaydedilir. Aday üyelik süresi 6 aydır. Aday üyeler bu süre içinde asıl üyenin hak ve yükümlülüklerini taşırlar, ancak seçme ve seçilme hakkını kullanamazlar. Aday üyenin bağlı olduğu örgüt, asıl üyeliğe kabul konusunda en geç altı ay içinde karar vermek zorundadır. Bu yetki altı ay dolmadan kullanılabilir. Altı ay içinde karar verilmezse, asıl üyelik kabul edilmiş sayılır.

Üyelik başvuruları reddedilen aday üyeler, bildirim tarihinden başlayarak üç ay içinde bir üst organa itirazda bulunabilirler. Üst organın vereceği karar kesindir.

17. Üyenin Görevleri
Parti programını ve siyasetlerini yaymak, kitlelere önderlik etmek, bir temel örgütte çalışmak, parti ödentisini düzenli vermek, tek başına kaldığı zaman bile bir organ gibi çalışmak, yeni üyeler kazanmak, Parti yönetimine ve kararlarına katılmak, halkla aynı kaderi paylaşmak, sade yaşamayı bir hayat felsefesi olarak kabul etmek üyelerin görevidir.

Üyeler yönetim kurullarına öneride bulunma, önemli kararlarla ilgili toplantılar isteme, en üst organlara kadar şikayette bulunma haklarına sahiptir.

18. Üyenin Yer Değiştirmesi
Hiçbir üye, Parti’nin birden çok örgütüne aynı anda kayıtlı olamaz. Bu durumda en son kayıt geçerlidir. İkametgahından ayrılan üye, ayrıldığı ve taşındığı yeri kayıtlı olduğu ilçe örgütüne bildirir. Temel örgüt, yer değiştiren üyenin kaydını, kendi ilçe örgütü aracılığıyla gittiği yerin ilçe örgütüne ulaştırır.

19. Üyelikten Çekilmek
Dilediğinde üyelikten çekilmek, üyenin hakkıdır. Üyelikten çekilme kararı, bağlı bulunulan ilçe başkanlığına yazılı olarak bildirilir. İlçe örgütü, üyenin çekildiğini il başkanlığına ve Genel Sekreterliğe 15 gün içerisinde iletir.

IV
ÖRGÜT

20. Örgüt ve Organlar
Merkez organları, il, ilçe ve belde örgütleri, TBMM Parti Grubu, il genel meclisi grupları, belediye meclisi grupları, kollar ve yan kuruluşlar, köy ve mahalle temsilcilikleri; hep birlikte Parti örgütünü oluşturur.

A) Merkez Organları
a) Genel Kongre
B.) Genel Başkan
c) Merkez Komitesi
d) Başkanlık Kurulu
e) Merkez Denetim Kurulu
f) Merkez Disiplin Kurulu

B.) İl, İlçe, Belde Örgütleri ve Temsilcilikler
a) İl, İlçe ve Belde Kongreleri
B) İl ve İlçe Başkanları ile Yönetim Kurulları
c) Belde Örgütleri
d) İl Disiplin Kurulları
e) Köy ve Mahalle Temsilcilikleri
f) Temel Örgütler

C) Yurtdışı Temsilcilikleri

D) Parti Grupları
a) TBMM Grubu Genel Kurulu
B.) TBMM Grubu Yönetim Kurulu
c) TBMM Grubu Disiplin Kurulu
d) İl Genel Meclisi Parti Grupları
e) Belediye Meclisleri Parti Grupları

E) Kollar ve Yan Kuruluşlar
a) Öncü Gençlik
B:) Kadın Kolu
c) Ulusal Strateji Merkezi (USTRAM)
d) Kültür ve Sanat Merkezleri

21. Genel Kongre
Parti’nin en yüksek organı, Genel Kongre’dir. Genel Kongre, seçilmiş üyeler ve doğal üyelerden oluşur.

Genel Kongre’nin seçilmiş delegeleri, TBMM üye tamsayısının iki katından fazla olamaz. Merkez Komitesi her Genel Kongre öncesi hazırlayacağı Kongreler Yönergesiyle, delegelerin kaç üyeyi temsilen seçileceğini belirler.

Genel Başkan, Merkez Komitesi üyeleri, Merkez Disiplin Kurulu üyeleri, üyeliği devam eden Parti Kurucuları, Parti üyesi bakanlar ve milletvekilleri, Genel Kongre’nin doğal üyeleridir.

Genel Kongre’nin olağan toplantıları, iki yılda bir yapılır. Olağanüstü toplantılar, Genel Başkan’ın veya Merkez Komitesi’nin kararıyla ya da Genel Kongre delegelerinin veya bütün Parti üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine gerçekleştirilir. Bu hallerde Genel Başkan, Genel Kongre’yi toplantıya çağırmakla yükümlüdür.

Merkez Komitesi, toplumsal ve siyasal koşulların gerekli kıldığı durumlarda, ilçe ve il kongreleri ile Genel Kongre’yi erteleyebilir. Karar üçte iki çoğunlukla alınır. Erteleme süresi bir yılı geçmez.

22. Genel Başkan
Parti’yi Genel Başkan temsil eder.

Genel Başkan, Merkez Komitesi’nin, Başkanlık Kurulu’nun ve bütün Parti örgütünün başkanıdır. Parti adına görüşmeler yapmaya, ilişki kurmaya ve açıklamalarda bulunmaya yetkilidir.

Genel Başkan, Parti yönetim organlarını ve kurullarını birlikte veya ayrı ayrı toplantıya çağırabilir, Parti örgütlerini görevlendirir ve denetler.

Genel Başkan, Genel Kongre’de üye tamsayısının salt çoğunluğuyla ve gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada sonuç alınamazsa, üçüncü oylamada en çok oy alan aday seçilmiş olur.

Genel Başkanlık görevinin boşalması halinde, Merkez Komitesi kendi içinden Genel Başkan seçer.

23. Merkez Komitesi
Merkez Komitesi, Genel Kongre’den sonra en yetkili organdır. Genel Başkan dahil 51 asıl 10 yedek üyeden oluşur. Merkez Komitesi’nin 50 asıl, 10 yedek üyesi, Genel Kongre tarafından seçilir. Asıl üyeliğin boşalması durumunda, sıradaki yedek üye asıl üye olur.

Merkez Komitesi,
- Tüzük, Program ve Kongre kararları doğrultusunda Parti’nin stratejisini, siyasetlerini ve eylem çizgisini belirler.
- Genel ve yerel seçimlere katılmaya karar verir. Tüzük hükümlerine uygun olarak Aday Yönetmeliğini düzenler ve seçim bildirgelerini kararlaştırır.
- Genel Kongre’ye sunulacak rapor, öneri ve karar tasarılarını hazırlar.
- Parti’nin iç hukukuna ilişkin düzenlemeleri yapar.
- Bütçeyi görüşür, karara bağlar, kesin hesabı onaylar.
- Yasaların ve Parti Tüzüğü’nün Kongre’ye verdiği yetkiler dışındaki bütün yetkileri kullanır.
- Başkanlık Kurulu ve Merkez Denetleme Kurulu üyelerini seçer.

Merkez Komitesi, Genel Başkan’ın talimat veya onayıyla Genel Sekreter tarafından en geç üç ayda bir toplantıya çağırılır. Toplantı gündemi, önceden bildirilir.

24. Başkanlık Kurulu
Başkanlık Kurulu, Genel Başkan dahil 13 üyedir. Genel Sekreterlik görevini yapan Birinci Genel Başkan Yardımcısı, diğer üç Genel Başkan Yardımcısı, Genel Sayman ve Başkanlık Kurulu’nun diğer yedi üyesi, Merkez Komitesi tarafından kendi üyeleri arasından seçilir.


Başkanlık Kurulu, Parti’nin en üst yürütme organıdır.

Başkanlık Kurulu,

- Genel Kongre ve Merkez Komitesi kararlarını yerine getirir ve uygulanmasını denetler. Genel Kongre’ye ve Merkez Komitesi’ne sunulacak raporları ve karar tasarılarını hazırlar.
- Parti’nin merkez bürolarını, kollarını, yan kuruluşlarını ve diğer merkezi kurumlarını örgütler. Bu örgütlerin yöneticilerini atar veya seçimle gelenleri onaylar. İl, ilçe, belde, köy ve mahalle örgütlerinin kurulmasını yönlendirir ve denetler.
- Parti içi eğitimi planlar, örgütler ve yönetir.
- Parti programını ve siyasetlerini duyurmak ve benimsetmek için, gerekli örgütlenmeleri yapar, araçları yaratır ve çalışmaları yürütür.
- Parti’nin siyasal ve hukuki ilişkilerinin yürütülmesine önderlik eder.
- Genel Kongre’nin, il ve ilçe kongrelerinin, delege ve aday seçimlerinin Tüzüğe ve Merkez Komitesi kararlarına uygun olarak gerçekleştirilmesini sağlar.
- Parti’nin uluslararası ilişkilerini yürütür.

Başkanlık Kurulu en geç ayda bir toplanır.

25. Merkez Denetleme Kurulu
Merkez Denetleme Kurulu, Merkez Komitesi’nin kendi içinden seçtiği yedi üyeden oluşur. Merkez Denetleme Kurulu, ilk toplantısında kendi üyeleri arasından Merkez Denetleme Kurulu Başkanı’nı seçer.

Merkez Denetleme Kurulu, Merkez Komitesi adına bütün parti çalışmalarını ve hesaplarını denetler ve Merkez Komitesi’ne karşı sorumludur.

26. Genel Sekreterlik
Genel Sekreterlik görevini yapan Genel Başkan Birinci Yardımcısı, Merkez Komitesi’nin, Başkanlık Kurulu’nun ve Merkez Denetleme Kurulu’nun kararlarını uygular ve denetler. Başkanlık Kurulu’nun onayıyla yeteri kadar yardımcı atayarak, Genel Merkez bürolarını yönetir. Merkez Komitesi üyelerini bilgilendirir, Genel Başkan’a vekalet eder.

27. Genel Saymanlık
Genel Sayman, Parti kaynaklarının yaratılmasına, gelirlerinin toplanmasına, harcamaların yapılmasına önderlik eder; yıllık ve aylık bütçeleri hazırlar ve Merkez komitesi’ne sunar; gelir-gider, demirbaş defterlerinin ve kesin hesapların düzenli ve süresinde tutulmasını sağlar. Bu görevleri yerine getirmek için, Başkanlık Kurulu’nun onayıyla yeteri kadar yardımcı atar; bürolar ve örgütler kurar.

28. İl Örgütü
İl kongresi, iki yılda bir yapılır; ilçe kongrelerince seçilmiş en çok 600 delegeden oluşur. O ilin Partili milletvekilleri, büyükşehir ve şehir belediye başkanları, yönetim ve disiplin kurulları başkan ve üyeleri, il kongresinin doğal üyeleridir.

İl yönetim kurulu, il başkanı dahil yedi asıl ve üç yedek üyeden oluşur. İldeki üye sayısının 1000’i aşması halinde, il yönetim kurulu, il başkanı dahil 11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşur. İl yönetim kurulu kendi arasından bir sekreter, bir sayman seçer.

İl başkanını, il yönetim kurulunu, il disiplin kurulunu ve ilin genel kongre delegelerini, il kongresi seçer.

İl yönetim kurulu, Merkez Komitesi’nin, Başkanlık Kurulu’nun ve kendi il kongresinin yönergelerini uygular ve illerdeki Parti çalışmasına önderlik eder.

İl olağanüstü kongresi, il yönetim kurulunun kararı veya bir önceki il kongresi delegelerinin ya da il örgütü üyelerinin beşte birinin imzasıyla toplanır.

Merkez Komitesi, tüzüğe, programa, merkez organları ve il kongresi kararlarına aykırı uygulamalarda bulunması durumunda, il yönetim kurulunu feshedebilir. İl kongresine üç aydan az zaman kaldıysa, fesih kararı alınamaz. Merkez Komitesi, feshettiği il komitesinin yerine danışmada bulunarak geçici yönetim kurulunu atar. Yeni kurul, başkanını kendi içinden seçer. Geçici yönetim kurulu, olağanüstü il kongresini iki ay içinde seçimli gündemle toplar.

İl kongresi, en çok 600 delegeyle toplanır. Üye sayısı 600’ü geçmeyen illerde bütün üyeler kongre delegesidir. Üye sayısının 600’ü geçmesi halinde, ilçe kongrelerinin seçeceği delegelerin üye sayısına oranı, il yönetim kurulu tarafından belirlenir.

29. İlçe Örgütü
İlçe kongresi, Siyasal Partiler Yasası’nın öngördüğü usullere uygun olarak seçilen en çok 400 delegeden oluşur. Üye sayısının 400’ü geçmemesi halinde, kongre bütün üyelerin katılımıyla toplanır.

İlçe kongresi delegelerini, köy ve mahallelerdeki temel örgütler seçerler. İlçe yönetim kurulu, delege seçimlerini bazı köy ve mahallelerin üyelerini birleştirerek yapabilir. Bu karar, en az iki gün önce ilgili üyelere bildirilir. İlçenin partili belediye başkanı, ilçeye bağlı diğer belediyelerin partili başkanları, o ilçe örgütünde üye olan il ve ilçe yönetim kurulu üyeleri, ilçe kongresinin doğal delegeleridir. Parti üyesi olan Büyükşehir belediye başkanı, il merkezindeki Partili belediye başkanı, merkez ilçe çevresindeki diğer belediyelerin partili başkanları, doğal delege olarak merkez ilçe kongresine katılırlar.

İlçe kongresi iki yılda bir yapılır. Tarihleri, genel kongre tarihi dikkate alınarak belirlenir.

İlçe yönetim kurulu, ilçe başkanı dahil beş asıl üç yedek üyeden oluşur. O ilçedeki üye sayısının 300’ü geçmesi halinde, ilçe yönetim kurulu, ilçe başkanı dahil yedi asıl dört yedek üyeden oluşur. İlçe yönetim kurulu, kendi arasından bir sekreter, bir sayman seçer.

İlçe olağanüstü kongresi, ilçe yönetim kurulu kararıyla veya bir önceki ilçe kongresi delegelerinin ya da Parti’nin ilçe örgütü üyelerinin beşte birinin imzasıyla toplanır.

İl yönetim kurulu; tüzük ve programa, merkez organlarının ve il yönetim kurulunun kararlarına aykırı uygulamalarda bulunan ilçe yönetim kurulunu feshedebilir. İlçe kongresine üç aydan az varsa, fesih kararı alınamaz. Fesih durumunda, geçici ilçe yönetim kurulunu, il yönetim kurulu atar. Geçici yönetim kurulu, olağanüstü ilçe kongresini bir ay içinde seçimli gündemle toplar.

30. Belde Örgütü
Belde yönetimi, ilçe yönetiminin belirleyeceği sayıda, en az üç üyeden oluşur ve kendi arasından belde örgütü başkanını seçer. Belde örgütü yönetimi, üst örgüt temsilcisinin gözetimi altında, beldeye kayıtlı üyeler arasından seçilir.

31. Köy ve Mahalle Temsilcilikleri
Köy ve mahalle temsilcilikleri, il, ilçe veya belde yönetimleri tarafından kurulur, Temsilci dahil üç üyeden oluşur..

32. Temel Örgüt
İl ve ilçe örgütleri, Parti’nin halk kitlelerine önderlik etmesi için fabrikalarda, işyerlerinde, köylerde, mahallelerde, kitle örgütlerinde, halkın olduğu her yerde temel örgütler kurar. Üretim alanları ve meslek esasına göre kurulan temel örgütler, Parti örgütlenmesinin temelidir.

Yöneticiler dahil bütün üye ve aday üyeler, bir temel örgüt içinde çalışır.

Temel örgüt en az üç üyeden oluşur.

Üye sayısı üçten az olan çalışma alanları, çevre ve iş yakınlıklarına göre, geçici temel örgütlerde birleştirilir veya üyeler geçici olarak başka bir temel örgütte çalışırlar. Geçici temel örgüt, bulunduğu alanda üye sayısını tamamlayarak temel örgüt kurma görevini üstlenir.

Aday üyeler, seçme ve seçilme hakları olmaksızın, temel örgütlerde yer alırlar. Bütün aday üyelere Parti görevi verilir.

Her temel örgütte başkan, sayman, yayın-dağıtım ve eğitim görevlileri bulunur. Diğer görevler ihtiyaca göre belirlenir.

Temel örgüt en geç ayda bir toplanır.

Temel örgütlerin işleyişi, Temel Örgüt İçtüzüğü’nde düzenlenir.

33. Meclislerde Parti Grupları
İşçi Partisi üyesi TBMM, belediye meclisi ve il genel meclisi üyeleri, bulundukları meclislerde Parti grubunu oluştuurlar. Parti grupları, çalışmalarını Partili ve Partisiz yurttaşların talep ve eğilimlerini alarak yürütürler.

34. Yeni Örgütlerin Kurulması
İl ve ilçelerde kurucu yönetim kurulu üyeleri, bir üst organ tarafından atanır. Kurucu yönetim kurulu, kendi üyeleri arasından başkanını seçer.

Yönetim kurullarının çekilmesi halinde de bu madde uygulanır.

35. Kollar ve Yan Kuruluşlar, Büro, Komisyon ve Komiteler
Parti, Öncü Gençlik adıyla Gençlik Kolu, Kadın Kolu, Ulusal Strateji Merkezleri, Kültür ve Sanat Merkezleri ve uygun göreceği yan kuruluş ve kolları kurar ve yabancı ülkelerin başkentleri ile Türkiye Cumhuriyeti konsolosluklarının bulunduğu şehirlerde yurtdışı temsilcilikleri açar. Bu kol, yan kuruluş ve yurtdışı temsilciliklerinin işleyişleri, Merkez Komitesi tarafından hazırlanan içtüzüklerle ve yönetmeliklerle düzenlenir.

Parti’nin bütün yönetici organları, ihtiyaca göre kendilerine bağlı bürolar, komisyonlar, komiteler, temel örgütler, çalışma grupları ve denetim kurulları kurmaya yetkilidir.

Parti il ve ilçe örgütleri, Parti çalışmalarını yürütmek için, her türlü kapalı salon ve açıkhava toplantıları ile konferans, panel, miting ve yürüyüşler düzenler, her türlü yayın çalışmasında bulunur.


36. Ulusal Strateji Merkezi ile Kültür ve Sanat Merkezleri
Ulusal Strateji Merkezi, Genel Başkan’ın ve Başkanlık Kurulu’nun önderliği altında, siyasal, toplumsal, ekonomik, bilimsel ve teknik araştırmalar yapar; plan ve projeler üretir; Parti’nin hükümetteki ve muhalefetteki çalışmalarına araştırma ve geliştirme alanında yardımcı olur. Bu amaçla yararlı gördüğü her yerde, Parti üyeleriyle birlikte Partili olmayan bilim emekçilerinin, öğretim üyelerinin, uzmanların ve siyasetçilerin çalıştığı merkezler açar.

Kültür ve Sanat Merkezleri, millî demokratik kültürümüzü geliştirmek için çalışmalar yürütür ve yeni merkezler açar. Bu merkezler, kültür ve sanat emekçilerinin yaratıcılıklarının gelişmesi ve ürün vermesi için çalışır; halkı sanatla ve kültürle eğitir ve çağdaş eğlence kültürünün gelişmesine katkıda bulunur.

37. Kongre İlanı
Parti kongreleri için gazete ilanı zorunlu değildir.

Kongrelerin çoğunluk aranan ve aranmayan toplantıları arasındaki süre bir güne kadar kısaltılabilir. Bu kararları, Genel Kongre için Merkez Komitesi, il ve ilçe kongreleri için il ve ilçe yönetim kurulları verir.

38. Boşalan Görevin Doldurulması
İl Başkanlığı veya İlçe Başkanlığının istifa, görevden alma veya başka bir nedenle boşalması halinde, yeni başkanı il ve ilçe yönetim kurulları, kendi üyeleri arasından gizli oy ve salt çoğunlukla seçer.

Merkez Komitesi, Merkez Disiplin Kurulu, il, ilçe veya belde yönetim kurulu ve il disiplin kurulu üyeliğinin herhangi bir nedenle boşalması durumunda, sıradaki yedek üye, asil üyeliğe geçer.

39. Seçimlerin Ortak Kuralları
Parti’nin Merkez Komitesi, Başkanlık Kurulu, il ve ilçe örgütleri seçimleri yanında il ve Genel Kongre delegelerinin seçimleri, gizli oy, açık ve aralıksız ayrım ve sayım yöntemiyle yapılır.

Kongrelerde yapılan seçimler için hazırlanacak oy pusulalarında her organın adayları, diğer organ adaylarından ayrı olarak gösterilir. Aday listelerinde asıl ve yedek ayrımı yapılmaz. Aday sayısı, seçilmesi gerekli asıl ve yedek üye toplamından az olamaz.

40. Parti Adaylarının Belirlenmesi
Milletvekili, il genel meclisi, belediye meclisi, belediye başkanı seçimlerinde, Parti adayları, önseçimle veya danışma toplantılarıyla belirlenen eğilimler esas alınarak, merkez yoklamasıyla saptanır. Parti adaylarının hangi ilde, hangi yöntemle belirleneceğine Merkez Komitesi karar verir.

41. Parti’nin Gelirleri
Parti, gelirlerini Siyasal Partiler Yasası’ndaki hükümler çerçevesinde sağlar.

Parti’nin muhasebesi ve diğer mali işlemleri, Genel Merkez, il ve ilçe kademelerinde yürütülür. Parti’nin belde örgütlerinde, temsilcilik ve yan kuruluşlarında resmî defter tutulmaz. Buralara ait gelir gider işlemleri, ilçe, il veya Genel Merkez muhasebesi içinde gösterilir.

Parti örgütleri, bağlı bulundukları organa gelir ve giderleri hakkında her ay hesap verirler. Bu denetimin, bütçelerin, bilançoların, gelir ve gider cetvellerinin ve kesin hesapların düzenlenmesi usulü, Merkez Komitesi’nde kabul edilen Hesap ve Muhasebe Yönetmeliği’nde gösterilir.


V
DİSİPLİN

42. Disiplin Kurulları
Parti tüzük ve programına ve organ kararlarına aykırı davranan üyelere disiplin cezası uygulanır. Disiplin cezasına karar vermeye yetkili organlar, disiplin kurullarıdır.

Merkez Disiplin Kurulu Genel Kongre’nin gizli oyla seçtiği yedi asıl ve üç yedek üyeden oluşur.

İl disiplin kurulu, il kongrelerinin gizli oyla seçtiği üç asıl ve üç yedek üyeden oluşur. TBMM Grup Disiplin Kurulu, TBMM Grup Genel Kurulu’nun gizli oyla seçtiği yedi asıl ve beş yedek üyeden oluşur.

Disiplin kurulları, başkanlarını kendi içlerinden seçerler.

43. Disiplin Cezaları
Disiplin cezaları; uyarı, kınama, görevden alma, geçici çıkarma ve kesin çıkarmadır.

Parti’nin bütün kademe ve örgütleri, kendilerine bağlı üyelere uyarıda bulunabilirler.

Parti görevlerini yerine getirmeyen ve disipline uymayan üyelere uyarı cezası verilir. Disiplinsizliği sürdürenler kınama cezasına çarptırılır. Parti örgütlerinin çalışmasını engelleyenlere görevden alma cezası uygulanır. Parti tüzük ve programına, organ kararlarına aykırı davranışta ısrar edenlere geçici çıkarma cezası verilir.

Geçici çıkarma cezası verilenler, cezayı veren disiplin kurulunun belirleyeceği en az bir, en çok iki yıllık sınama süresi içinde yöneticilik yapamazlar; seçme ve seçilme haklarını kullanamazlar. Bunun dışındaki bütün Parti görevlerini yerine getirirler. Yetkili disiplin kurulu, ceza süresinin yarısı dolduğu zaman, üyenin bağlı olduğu Parti örgütünün raporunu değerlendirerek, cezanın son bulmasına karar verebilir.

Parti Tüzük ve Programını temelden reddedenlere, hizip oluşturanlara ve Parti disiplinini çiğnemekte ısrar edenlere kesin çıkarma cezası verilir.

44. Disiplin İşlemleri
Üyeyi yetkili disiplin kuruluna sevketme yetkisi, üyenin bağlı olduğu il ve ilçe yönetim kuruluna aittir.

Disiplin kurulları sevk edilen üyeler hakkında en geç iki ay içinde karar verirler.

Merkez Komitesi ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerini Merkez Disiplin Kurulu'na sevk kararı, başvurudan sonraki ilk toplantıda Merkez Komitesi’nin üçte iki çoğunluğunun oyuyla alınır. Merkez Komitesi üyelerine görevden alma cezası verilemez.

Merkez Disiplin Kurulu kararlarına karşı, Merkez Komitesi, Başkanlık Kurulu, Merkez Denetleme Kurulu, ilgili örgüt veya ilgili üye, gözden geçirme talebinde bulunabilir. Bu talep üzerine verilen karar kesindir.

İl ve ilçe yönetim kurulu üyelerini disiplin kurullarına sevk yetkisi, bir üst organa aittir.

İl ve ilçe yönetim kurulları, kendi üyeleri hakkında disipline sevk kararı alabilirler. Ayrıca herhangi bir üye, ilçe örgütü üyelerinin üçte birinin imzaladığı gerekçeli bir yazıyla disipline sevk edilebilir.

Disiplin kuruluna sevk edilen üye, Disiplin kurulu başkanlığının yazılı bildiriminden itibaren on beş gün içinde sözlü ya da yazılı savunma yapar. Zorunlu durumlarda disiplin kurulu on beş günlük ek süre verebilir.
Savunmasını süresinde yapmayan üye, bu hakkını kullanmaktan vazgeçmiş sayılır.

Disiplin kurulları, üye tamsayısının çoğunluğu ile karar verir. Parti’den çıkarma cezası, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyuyla kararlaştırılabilir.

İl disiplin kurulu kararlarına karşı, il yönetim kurulu veya disipline sevk isteminde bulunan kurul, Merkez Disiplin Kurulu’na bir ay içinde itiraz edebilir.

İl disiplin kurulu, gecikmeyi haklı kılan bir gerekçe göstermeksizin, başvurudan itibaren 2 ay içinde karar vermezse, sevk isteminde bulunan kurul, bir yazıyla Merkez Disiplin Kurulu’na başvurur. Bu durumda Merkez Disiplin Kurulu, ilgili il disiplin kurulunu yazılı olarak uyarır ve bir aylık süre tanır; yine karar verilmezse soruşturma dosyasını isteyerek esastan inceler ve karar verir.

İl ve TBMM disiplin kurullarınca verilen çıkarma ve geçici çıkarma cezaları, Merkez Disiplin Kurulu’nun onayıyla kesinleşir. Karar onaylanmazsa, ilgili disiplin kurulu konuyu yeniden inceler; ancak bu kez reddedilen cezayı veremez.

Daha önce Parti’den çıkarılmış bir üyenin Parti’ye yeniden üye yazılması, Başkanlık Kurulu’nun onayını gerektirir.

Kesinleşen disiplin cezalarını kaldırma yetkisi, Genel Kongre’nindir.

Disiplin kovuşturması ve yargılaması usulü, disiplin kurullarının görev bölüşümü, toplanma ve çalışma yöntemleri ve öteki işlemleri; Merkez Komitesi’nin kabul ettiği Disiplin Yönetmeliği’nde düzenlenir.


MİLLİ HÜKÜMET PROGRAMI

İşçi Partisi’nin
Millî Hükümet Programı
Önerisi

İP Başkanlık Kurulu tarafından, 7.Genel Kongre hazırlığı kapsamında,
İşçi Partisi İlçe ve İl Kongreleri’nin ve İşçi Partisi Ulusal Strateji Merkezi’nin tartışmasına sunulmuştur



GİRİŞ

Türk Devrimi’nin Eşsiz Birikimi
Türkiye, iki yüzyıldır yayılmacı kapitalizme ve emperyalizme karşı savaşıyor. Dünyada eşi olmayan bir tarihsel mirastır bu. Eşsiz bir tecrübe birikimidir ve eşsiz bir özgüven kaynağıdır.

Meşrutiyetlerden, Kurtuluş Savaşımızdan ve Kemalist Devrim’in büyük atılımlarından süzülüp gelen bu büyük mücadele, özetle Türk Devrimi’dir. İki yüzyıldır millî halkçı devrimimizi tamamlamak; bağımsız, özgür, çağdaş bir toplum kurmak için savaşıyoruz.

Millî devletimiz, Cumhuriyetimiz, millî birliğimiz, vatan bütünlüğümüz, kamusal varlığımız ve aydınlanma yönündeki bütün kazanımlarımız, Türk Devrimi temelinde inşa edilmiştir.

Tek Çözüm
Arkada kalan 60 yıllık tecrübe bize göstermiştir ki, Atlantik ilişkileri içinde, millî devletimizi, millî birliğimizi, toprak bütünlüğümüzü, kamu çıkarına dayanan Cumhuriyetimizi ve çağdaş değerlerimizi kaybediyoruz. Bu tarihî ders, milletimizin önünde varolmak için iki yol değil, tek bir yol bulunduğunu öğretmektedir. Emperyalist sisteme bağımlılık, liberalizm denen bireycilik ve özel çıkarcılık, Türkiye için bir çözüm değil, fakat yıkımdır. Türk Devrimi’nin açtığı vadide ilerlemek, milletimiz için biricik çözümdür.

Denenmiş Program
Türk Devrimi’nin programı, iki yüzyıllık bir süreçte, milletimizin ba-ğımsızlık, özgürlük ve çağdaşlaşma ihtiyacına cevap veren millî pratikler içinde oluşmuştur. Meşrutiyetleri, Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyeti gerçekleştiren kuşakların başarılarıyla tanımladığımız bu gelenek, denenmiş olmanın ötesinde, geleceğimizi kuracak birikimi de yansıtır. Türk Devrimciliği, tarihin seyri içinde millî gerçeğimize oturmakla birlikte, Fransız Devrimi, Halkçılık Cereyanı ve Sovyet Devrimi deneyimlerini değerlendirmek yoluyla milletlerarası kaynaklardan da beslenmiş ve bütün Mazlumlar Dünyası için bir model oluşturmuştur. Türk Devrim geleneği, bütün bu yönleriyle millidir ve milletlerarasıdır.

19. yüzyılın sonlarında belirginleşen Türk Devrimci Milliyetçiliği, Fransız ve İngilizlerinki gibi emperyalist değil, bağımsızlıkçıdır ve diğer milletlerle uyum içinde yaşamayı öngörür; bireyci değil toplumcudur; özel çıkarcı değil, kamucudur; ademi merkeziyetçi değil, merkeziyetçidir.

Kurtuluş Savaşımıza yol gösteren Halkçılık Programı’mız, 1921 ve 1924 anayasalarımız, 1920 ve 1930’lu yılların temel program ve siyasetleri, bu gelenek içinde billurlaşmıştır ve geleceğimize ışık tutan büyük tarihsel mirasımızı oluştururlar. Bu esaslar, Büyük Devrimci Önderimiz Atatürk tarafından 1930’larda Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik ilkeleriyle özetlenmiş ve 1937 yılında Anayasamıza kaydedilmiştir.

Yükselen Uygarlığın Programı
Bu devrimci rotada ilerleyen milletimiz, Atatürk önderliğinde, dünyanın ‘Türk mucizesi’ diye adlandırdığı büyük başarıyı gerçekleştirmiştir. Bugün Asya’dan yükselen yeni uygarlık, bütün dünyanın kabul ettiği gibi, bağımsız millî devletlerin ve kamu ağırlıklı toplumsal-ekonomik modelin eseridir.

Latin Amerika ülkeleri de, özellikle son yıllarda emperyalist merkezlerin denetimi dışına çıkma arayışındadırlar. Emperyalizmin güdümündeki ülkelerde çöküşler ve felaketler yaşanırken; bağımsız, halkçı, kamucu ve aydınlanmacı çizgide önemli başarılar kazanılmaktadır.

Neoliberalizm denen küresel emperyalist saldırının sonuna gelmiş bulunuyoruz. Mazlumlar Dünyası ve gelişmekte olan ülkelerde, yeniden bağımsızlık ve halkçılık eğilimi yükseliyor. Türkiye, büyük imparatorluklardan ve Türk Devrimi’nden gelen tarihsel birikimiyle bu büyük çözümün önder ülkeleri arasındaki yerini alacaktır.

Yeniden Yapılanma
Washington’dan ötesinden güdülen mafya-tarikat rejimi altında, devlet egemenliğimizden toprak bütünlüğümüze kadar her şeyimizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Milletimiz, bu mafya-tarikat yönetimini yıkmazsa, onlar Cumhuriyeti yıkacaklardır.

Bugün Cumhuriyetimizin kaleleri büyük ölçüde yıkıma uğratılmıştır. Gittikçe ağırlaşan tehditlere, var olan kurum ve ilişkilerle karşı koyma olanağına sahip değiliz. Türkiye, bu tehditleri ancak yeniden yapılanarak, Kemalist Devrim’in kurumlarını ve toplumunu yeniden örgütleyerek göğüsleyebilir. O nedenle muhafaza edilecek bir Cumhuriyetimiz değil, yeniden kurulacak bir Cumhuriyetimiz vardır.

Millî İktidar Hedefine Kilitlenmek
Bütün mesele, bağımsız millî devletimizi halkçılık temelinde yeniden örgütleyecek bir meclis ve hükümetin oluşturulmasıdır.

Tarihsel Örgütlenme Modeli
İktidar hedefine ulaşmak için, Türk Devrimi’nin yalnız programı değil, başarılar kazanmış örgütlenme modeli de geçerlidir. Namık Kemal, Talat Paşa, Mustafa Kemal Atatürk’lerin simgelediği kuşaklar, büyük tecrübeler içinde bir öncü parti modeli üretmişlerdir. Yeni Osmanlılar, İttihat ve Terakki ve Müdafai Hukuk partilerinin temsil ettiği örgütlenme geleneği, Türkiye’nin 19 ve 20. yüzyıldaki bütün ileri atılımlarının yaratıcısıdır.

Özellikle kör çıkmazlarda yeniden tarih sahnesine çıkan, bilimin yol göstericiliğinde büyük fedakârlık ve kahramanlık örnekleri yaratan, milletimizin olanca yeteneğini seferber eden ve geleceğin yolunu açan, hep bu gelenektir.

Zaman Dar
Bugün Türkiye’mizde kendisini bu öncü geleneğin içinde tanımlayanlar, milletimizin geleceğine önderlik edecek büyük birikimi temsil etmektedirler. Ancak çeşitli partilere veya derneklere dağılmışlardır veya partisiz konumdadırlar. Onları aynı öncü örgütlenme, yani siyasal parti içinde birleştirmek, millî hükümet amacının zorunlu kıldığı yakıcı görevdir.

ABD’nin “Binyılın Meydan Okuması” gibi iddialı isimlerle Türkiye’mizi işgal tatbikatları yaptığı ve ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi’nin ülkemizi parçalama haritaları yayınladığı dikkate alınırsa, zamanımız dardır. Türkiye’nin öncüleri, her gün her saati olağanüstü dinamik bir tavırla değerlendirmek ve iktidar hedefine kilitlenmek durumundadırlar.

Birincisi; Kendisine ‘Kuvayı Milliye’, ‘Müdafaai Hukuk’, ‘Millici’, ‘Atatürkçü’, ‘Kemalist’, ‘Vatansever’ gibi adlar veren dernekçiliği olağandışı bir tavırla aşmak zorundayız.

İkincisi; farklı partilere bölünmüşlüğü yine devrimci tarzda aşmak zorun-dayız. Namık Kemal-Talat Paşa-Atatürk geleneğinden gelen öncüler ve kökleri yine Türk Devrimi’nin içinde olan sosyalist birikim, tarihî bir görevle karşı karşıyadır. Bu görev, öncelikle Kemalist Devrim’i tamamlamak için İşçi Partisi’nde birleşmektir. Türkiye’nin öncü birikiminin yüzyılların tecrübeleri içinde oluşmuş bilimselliğini, namusunu, fedakârlığını ve cesaretini bugünün koşullarında yeniden üreten ve hayata geçiren, İşçi Partisi’dir.

İşçi Partisi, Edirne’den Hakkâri’ye kadar bütün milletimizi Millî Hükümet Programı ekseninde seferber edecek ve 21. yüzyılın bağımsız, halkçı, aydınlanmış ve devrimci Türkiye’sini kuracaktır.




I
MİLLİ DEVLET VE HALK YÖNETİMİ

1. Kemalist Devrim’i Tamamlamak
Millî Hükümet’in amacı, Kemalist Devrim’i tamamlamak; millî devleti bağımsızlık ve halkçılık temelinde yeniden yapılandırmak; özgür, aydınlanmış, çağdaş ve zengin bir toplum kurmaktır.

2. Halk Yönetimi
İktidarın kaynağı halktır. Halk yönetimi, köy ve mahalleden Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kadar her düzeyde, bütün toplumsal ve ekonomik koşullarıyla gerçekleştirilecektir.

3. Bağımsızlık ve AB Aday Üyeliğine Son
Türkiye, Türkiye’den yönetilecektir. Türkiye üzerindeki yabancı denetim ve müdahale bütün temelleriyle tasfiye edilecektir. Milletçe refaha ilerlemenin ve özgürleşmenin biricik siyasal çerçevesini oluşturan millî devlet, emperyalizmin küresel saldırısına karşı savunulacaktır.

Türkiye’yi Avrupa Kapısı’na bağlayan, millî devletimizi ve Atatürk Devrimi’ni tasfiye eden AB aday üyelik sürecine son verilecektir. AB Aday Üyelik Protokolü, Katılım Ortaklığı Belgesi, Müzakere Çerçeve Belgesi gibi Yeni Sevr Antlaşmaları feshedilecek ve Türkiye Avrupa Gümrük Birliği’nden çekilecektir.

4. Milletin Birliği
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” Türkiye halkı, Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştırarak ve Cumhuriyet’i kurarak, Türk milletini devrimle oluşturmuştur. Cumhuriyeti kurma iradesi ve eylemine, eşit yurttaşlık bağına, ortak millî kültüre ve birlikte yaşama arzusuna dayanan millî birliğimizi pekiştirmek ve kaynaşma sürecini ilerletmek; özgürleşmenin gereğidir ve Millî Hükümetin görevidir.

5.Vatanın Bütünlüğü ve Bölgeler Arasında Denge
Vatan bir bütündür, bölünemez. Yurttaşlarımızın Cumhuriyet bilincinin güçlendirilmesi, Ortaçağ ilişkilerinin bütünüyle tasfiyesi ve bölgeler arasında dengenin sağlanması, vatan bütünlüğünün güvencesidir.

Millî Hükümet, devlet yatırımı ve hizmetlerinde, ülkemizin geri kalmış bölgelerine öncelik sağlayacak, kaynakları kıt olan bölgeleri desteklemek için millî bütçeden özel kaynak ayıracaktır.

6. Kürt Meselesine Emperyalist Müdahaleye Son
Türkiye’mizde Kürt meselesi, demokratik hak ve özgürlükler açısından esas olarak çözülmüştür. Ülkemizde iç barışı, bütünlüğü ve kardeşliği sağlamak için, esas görev, emperyalist müdahaleye karşı birleşmek ve direnmektir. Bu amaçla şu siyasetler izlenecektir:

- Güneydoğu halkımızı, millî bütünlüğe kazanmak, bölgede Cumhuriyet’in devrimci kültürünü hakim kılmak,
- Bölgede kamu yatırımlarıyla herkese iş ve aş sağlanması, çok boyutlu bir kalkınmanın gerçekleştirilmesi,
- Köylü meclislerinin yönetiminde toprak reformuyla ağalık, şeyhlik ve aşiret reisliğinin tasfiyesi, hazine topraklarının ve mayınlı arazilerin yoksul köylüye dağıtılması,
- Bölücü teröre karşı kararlı ve kapsamlı mücadele,
- Irak’taki işgalci güçlerin çekilmesi ve Irak’ın toprak bütünlüğünün
sağlanması,
- Suriye, İran, Irak, Azerbaycan ve KKTC ile bölgesel ittifak.

7. Millî Egemenliğin Şartı Olarak Laiklik
Laiklik, millî egemenliğin ve halk iktidarının şartıdır ve demokratik devrimlerdeki bu içeriğiyle hayata geçirilecektir. Saltanatın kaynağı, kralların, padişahların ve şeyhlerin binlerce yıldır iddia ettikleri gibi ilahî değildir. İktidar, yalnız ve yalnız halka aittir. Din bir vicdan işidir. Dünya işleri, devletin bağımsızlığı, milletin egemenliği, vatanın bütünlüğü ve halkın mutluluğu esaslarına göre düzenlenecektir. Türkiye, şeyhler, müritler, dervişler ve mensuplar ülkesi olamaz.

Herkes, vicdan, kanaat, dinî inanç veya inanmama özgürlüğüne sahiptir. Herkes, ibadetini serbestçe yapar. İnsanların ibadet ihtiyaçlarını karşılayan yerler kapatılamaz. Kimse dinsel ayin ve törenlere katılmaya, dinsel emirleri yerine getirmeye veya inanç ve kanaatini açıklamaya zorlanamaz.

Türkiye’de Haçlı misyoner faaliyetine ve; Fener Patrikhanesi’nin Lozan Antlaşması hükümleri çiğnenerek Ekümenik (Evrensel) ilan edilmesine izin verilmeyecektir. “Dinler arası diyalog” türünden emperyalist uygulamalar kesinlikle önlenecektir.

8. Devrim Kanunları Uygulanacak
Millî Hükümet; Sultanlığın ve Halifeliğin kaldırılması; tekke ve zaviyelerin kapatılması; ağalığın, efendiliğin, paşalığın kaldırılması; Latin harflerinin kabulü; laiklik ve dilde halkçılaşma gibi, Cumhuriyet Devrimi’nin bağımsızlık, demokrasi ve aydınlanma yönündeki bütün kazanımlarını halk yararına geliştirir; çağdaş toplumu kurmanın tarihsel birikimi olarak değerlendirir.

9. Halka Dayanan Güçlü Devlet
Devlet otoritesi, her alan ve düzlemde halka dayandırılarak ve adalet reformuyla güçlendirilecektir. Cumhuriyet yıkıcılığına, bölücülüğe ve milletlerarası teröre aman verilmeyecektir.

10. Basit, Ucuz, Açık, Hızlı ve Etkin Yönetim
Millî Hükümet, kamu yönetimini basitleştirecek ve ucuzlatacaktır. Yasalar azaltılacak ve sadeleştirilecektir. Yönetim etkin kılınacak, başka deyişle iş ve hizmet üretecektir. Kaynakları, emeği ve zamanı israf eden, yolsuzluğa batmış, pahalı, verimsiz, hantal yönetim yapısı köklü bir reformla değiştirilecektir. Halk girişkenliğini canlandıran, halka güven veren, denetime açık, basit, ucuz, hızlı ve etkin bir kamu yönetimi kurulacaktır.

Cumhuriyet’i, milletin birliğini ve vatanın bütünlüğünü etkin olarak savunan güçlü merkezi yönetim ile Ortaçağ kalıntılarından kurtarılmış yerel halk girişimi birbirini bütünler. Yerel yönetimler, bu esasa uygun olarak güçlendirilecek ve kaynaklarını genişletme olanakları sağlanacaktır.

11. Milletlerarası Tahkime İlişkin Düzenlemeler Kaldırılacak
Millî yargıyı devre dışı bırakarak devlet egemenliğini tasfiye eden, milletlerarası tahkime ilişkin Anayasa ve yasa değişiklikleri ve ikili anlaşmalar, bu arada MAI Anlaşması kaldırılacaktır.


II
BAĞIMSIZ DIŞ POLİTİKA, MİLLİ SAVUNMA VE GÜVENLİK

12. Yurtta Barış Cihanda Barış
Türkiye, dünyanın bütün devletleriyle, eşitliğe, bağımsızlığa, devlet ege-menliğine ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkar temelinde barış içinde işbirliği siyaseti izleyecek, Atatürk’ün ‘Yurtta barış cihanda barış’ ilkesini hayata geçirecektir.

13. Caydırıcı Millî Savunma
Ülkemize, dışta Kuzey Irak, Kıbrıs, Ege üzerinden yöneltilen; içte bölücülük ve gericilik gibi etkenlerle desteklenen ve sözde İnsan Hakları yalanlarıyla meşrulaştırılan tehdide karşı caydırıcı bir savunma sistemi inşa edilecektir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin halkla bağları ve donanımı güçlen-dirilecektir. Atlantik merkezli ‘Profesyonel ordu’ girişimlerine set çekilecek; demokrasinin ayrılmaz parçası olan genel askerlik ilkesi korunacaktır. Millî savunma sanayisi, Türkiye’nin bağımsız savunma ihtiyacını karşılayacak ölçülerde geliştirilecektir. Askerî okullar, yurt düzeyine, özellikle Doğu ve Güneldoğu Anadolu bölgesine yayılacaktır.

14. Yabancı Üs ve Askere Son
Topraklarımız üzerinde yabancı üs ve asker bulunmasına izin verilmeyecek, güvenliğimizi ve komşularımızı tehdit eden ikili antlaşmalar kaldırılacaktır. Türkiye, NATO’dan çekilecek, emperyalist askeri ittifaklara katılmayacaktır.

15. GOKAP’ta Görev Üstlenmeyeceğiz
Millî Hükümet, ABD’nin bölgemize ve Avrasya’ya yönelik müdahale ve saldırı eylemlerinde rol almayacak, Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) içinde görev üstlenmeyecektir.

16. Bölge İttifakı
Bölgeye yabancı müdahaleleri ve terörü önlemek, bölge ülkelerinin toprak bütünlüğünü savunmak, barışı korumak, güvenliği sağlamak ve bölge ülkelerinin kalkınması için, Suriye, İran, Irak, Azerbaycan ve KKTC ile bölge ittifakı gerçekleştirilecektir. Türkiye’nin güney komşuları yanında, Karadeniz’e çevre ülkelerle, Kafkas ve Balkan ülkeleriyle her alanda işbirliği kurumları inşa edilecektir. Bu bölgelerde ortak gümrük alanları oluşturulması, çifte vergilendirmeyi önleyen antlaşmalar yapılması, ortak yatırım ve kalkınma bankaları Kurulması ve bölgesel ticareti özendiren mekanizmalar geliştirilmesi için gittikçe daha elverişli hale gelen ortam değerlendirilecektir.

17. Avrasya’da İşbirliği
Türkiye, dünyada ve bölgemizde güvenlik ve barış için, başta Rusya, Çin Halk Cumhuriyeti, Orta Asya cumhuriyetleri, Hindistan, Pakistan olmak üzere Avrasya ülkeleriyle işbirliği ve dayanışmasını güçlendirecek, dünya dengelerini değerlendirecektir. Şanghay İşbirliği Örgütü’yle her alanda işbirliği geliştirilecektir. Böylece ülkemizin ABD ve AB ile ilişkilerini normalleştireceği ve karşılıklı yarar esasına oturtacağı koşullar yaratılacaktır.

18. KKTC’nin Türkiye ile Bütünleşmesi
ABD’nin Birleşik Kıbrıs projesi, yapaydır ve emperyalist amaçlara hizmet etmektedir. Bir Kıbrıs milleti olmadığı gibi, ‘Birleşik Kıbrıs’ devletinin başka bir temeli de yoktur. KKTC’nin Türkiye ile bütünleşmesi, Kıbrıs’ın her iki toplumu yanında Türkiye ve Yunanistan halklarının yararınadır ve dünya barışı için en doğru çözümdür. Millî Hükümet, bölge ve Avrasya ülkelerinin de desteğini alarak, KKTC’nin Türkiye ile bütünleşmesini adım adım gerçekleştirecektir. Kıbrıs’ta Türkiye ve Yunanistan dışında, hiçbir devletin ve devletler topluluğunun askerî güç bulundurması ve üsler kurması kabul edilemez.

19. Ermeni Soykırımı Yalanına Son
Millî Hükümet, emperyalist amaçlarla uydurulan Ermeni soykırımı yalanına karşı özellikle ABD ve AB’de kapsamlı bir mücadele yürütecektir. Devletin girişimleri yanında, Batı ülkelerinde yaşayan beş milyon Türkün seferber edilmesi yoluyla, Ermeni soykırımı yönündeki parlamento kararlarının kaldırılması sağlanacaktır.

20. Ermenistan İşgal Ettiği Azerbaycan Topaklarından Çekilsin
Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi için, devletin ve milletin bütün olanakları değerlendirilecek, milletlerarası alanda gerekli girişimler kararlı olarak yürütülecektir.

III
HERKESE İŞ VE REFAH

21. Karma Ekonomi
Ekonomide öncelik, halkın refahıdır. Ülkenin varlığını tehdit eden dış ve iç güçlere karşı bir millî direnme ekonomisi inşa edilecek, ülkenin doğası ve kaynakları korunup geliştirilecek, bölgeler arasında dengesizlikler giderilecektir. Bu amaçlarla kamu kesimi öncülüğünde, özel girişimin dinamik katılımıyla, halkçı, planlı, karma ekonomi siyasetleri uygulanacaktır. Kamu öncülüğü ve özel kesim arasındaki uyumun temeli, milletin ihtiyaçları ve refahıdır.

22. Planlama
Ülke kaynaklarının halkın ihtiyaçları için, verimli ve etkin kullanılmasını sağlamak, böylece ekonomik gelişmeyi kesintisiz sürdürmek amacıyla, Devlet Planlama Teşkilatı yeniden örgütlenecek; beş yıllık genel ve yıllık özel kalkınma planları uygulanacaktır. Millî ekonominin lokomotifi olan kamu kesimi ile piyasa mekanizmaları arasındaki ilişkinin düzenlenmesinde, çalışmanın ve üretimin özendirilmesi, ekonominin etkin işleyişi ve üretim ile hizmetlerin halkın gerçek ihtiyaçlarını karşılaması esasları gözetilir.

23. İç Borçlar On Yıl Takside Bağlanacak
Devlet Tahvili ya da Hazine Bonolarından vadesi 10 yıl içinde dolacak olanların ana para ve aylık, üç aylık, altı aylık, ya da yıllık faiz ödemeleri, yeni bir ödeme planıyla on yıl takside bağlanacaktır. Küçük tasarruf sahiplerine olan borçlar düzenli olarak ödenecektir.

Böylece millî devlet borç ve faiz batağından kurtarılacak, kamu kaynakları büyük bir yatırım planı uygulamak ve iş sahası açmak için değerlendirilecektir.

24. Dış Borçlar İçin Yeni Takvim
Dış borç ana para ve faizlerinin, alacaklı ülke ve kuruluşlarla müzakere edilerek, Türkiye ekonomisinin gelişme olanaklarını tahrip etmeyen, yıllara yayılan yeni bir ödeme planına bağlanması sağlanacaktır. IMF’ye olan borç, Merkez Bankası döviz rezervinden derhal ödenerek fon ile bağlantı kesilecektir.

25. Türk Bayrağı Altında Türk Lirası
Türkiye’de Dolar ve Avro’nun saltanatına son vermek ve Türk Lirasının millî piyasada rakipsiz dolaşımını sağlamak için, yurda sermaye giriş çıkışı ve kısa vâdeli para hareketleri denetim altına alınacaktır. 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanununa göre yeni kararlar ve Merkez Bankası tebliğleri çıkarılarak, eski kararlara göre devredilen yetkiler kaldırılacak ve mevzuat yeniden düzenlenecektir. Döviz üzerinden işlem ya da sözleşme yapmak, yetkili merciler dışında, yasaklanacak; bankaların dövizle borçlanma ve döviz pozisyonu tutma yetkileri sınırlandırılacaktır. Döviz tevdiat hesapları Türk Lirası mevduat hesaplarına çevrilecek; döviz büfeleri kapatılacaktır. Kredi kartlarının yurtdışı bağlantısı kesilerek, Türk vatandaşlarının mali bilgilerinin yabancı ülkelerin eline geçmesine son verilecektir.

26. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Yeniden Düzenlenecek
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın yatırıma, üretime ve ekonominin verimliliğine katkısı bulunmayan, tersine kaynakları çarçur eden, küçük birikim sahiplerinin kandırılmasına ve kumar benzeri haksız kazançlar sağlanmasına olanak veren, en önemlisi emperyalist para operasyonlarıyla dışa kaynak kaybedilmesine nerden olan bugünkü işleyişine son verilecektir. İşlem gören kağıtlarla ilgili yeni düzenleme yapılarak Sermaye Piyasası Kurulu’nun yetki ve sorumlulukları yeniden belirlenecektir.

Yatırım ve uzmanlık bankalarının yeniden canlandırılması yoluyla emtia borsalarının ekonominin etkin işleyişine katkısı geliştirilecektir.

27. Millî Ekonomiye Katkıda Bulunan Yabancı Sermaye
Yabancı sermayenin dolaşım ve faaliyeti, millî ekonominin gelişmesine katkıda bulunma şartına bağlanacaktır.

28. Nereden Buldun Kanunu
Kambiyo ve Gümrük mevzuatında, Bankalar Kanunu ve Vergi Kanunlarında 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu çerçevesinde gerekli düzenlemeler yapılarak, verilen teşvikler gözden geçirilip kaldırılacak, bu kanunların etkin ve kararlı bir şekilde uygulanması sağlanacaktır. Bu amaçla Servet Beyanında bulunma yükümlülüğü getirilerek Nereden Buldun Kanunu çıkarılacaktır. Uyuşturucu, silah ve nükleer madde kaçakçılığından elde edilen bütün servetlere, kara ve kirli paraya el konacak; hortumculuk, bankaların içini boşaltma, rüşvet, yolsuzluk, görevi kötüye kullanma gibi yasadışı yollardan elde edilen bütün kazançlar ve servet unsurları kamu kaynağına dönüştürülerek cezai kovuşturma yapılacaktır. Bu kaynaklar halkın refahına hizmet eden kamu kaynaklarına dönüştürülecektir. Devlet olanaklarıyla özel şirketleri ve mafyayı zenginleştiren teşvik siyasetlerine son verilecek, kamu kaynakları öncelikle kamu yatırımlarında, kamu hizmetinde ve millî tarım ile sanayi üretiminin gelişmesinde kullanılacaktır.

29. Hamiline Yazılı Kağıt ve İşlemler Sınırlanacak
Ekonomik işlemlerin esas olarak ada yazılı senetlerle ve kağıtlarla yürütülmesi için gerekli düzenleme yapılacak, hamiline yazılı kağıt ve işlemler sınırlanacaktır.

30. Vergi Reformu
Dar ve sabit gelirliler, ücret ve maaşlılar üzerinde doğrudan ve dolaylı vergi yükünü azaltmak ve yatırımı özendirmek için vergi kanunlarında gerekli değişiklikler hızla yapılacak; vergi kayıp ve kaçakları kökten önlemlerle giderilecek; vergi muafiyet ve istisnaları gözden geçirilerek üst gelir dilimlerinde kademeli ek vergi artışları getirilecek, vergi yükümlülüklerinde adil dağılım sağlanacak ve vergi kanunları sadeleştirilecektir. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları gözden geçirilerek, çoğunlukla ithal girdi fiyatlarını gizledikleri için vergi ödemeyen yabancı sermaye vergilendirilecektir.

31. Özelleştirmeye Son, KİT’lerin Verimli Kılınması
Özelleştirme kapsamında bulunan ve yürütülen bütün işlemler derhal durdurulacaktır. Evvelce özelleştirme kapsamına alınan ve özelleştirilen, ortaklık yapısı kısmen ya da tamamen değiştirilerek yönetimi yerli ve yabancı sermaye ve işbirlikçilerine devredilen ya da bunlarla paylaşılan bütün İktisadi Devlet Teşekkülleri, Kamu İktisadi Kuruluşları ve bunların iştirakleri yeniden kamulaştırılacaktır. Özelleştirmeyle ilgili tüm işlemler ayrıca soruşturulacaktır. İktisadi Devlet Teşekkülleri, Kamu İktisadi Kuruluşları ve bunlara ait iştirakleri verimli hale getirmek için gerekli kaynaklar, Bütçeden karşılanacak; Devlet Yatırım Bankası yeniden örgütlenerek bu kuruluşların parasal ihtiyaçlarının karşılanmasına katkıda bulunması sağlanacaktır.

32. Enerji Üretim, İletim ve Dağıtımı Kamulaştırılacak
Enerji üretim, iletim ve dağıtımı kamulaştırılacaktır. Enerji taşıma şebekesi ıslah edilerek kayıplar ortadan kaldırılacak ve tüketimdeki savurganlığa son verilecektir. Enerjide millî-doğal kaynaklarımıza öncelik tanınacak; fosil yakıta bağımlılık en aza indirilecek; akarsu, güneş, rüzgâr, biyoenerji ve yeraltı ısısı gibi temiz ve yenilenebilir kaynaklar değerlendirilecektir. Bağımsız nükleer enerji üretimi ve teknolojisi, güvenliğe ve çevreye uyumlu koşullarda geliştirilecektir.

33. Kamu Hizmeti Kamu Eliyle
‘Devleti küçültme’ adı altında kamu hizmetinin ortadan kaldırılmasına, belediyelerin şirketleştirilmesine son verilecektir. Kamu hizmeti, esas olarak kamu eliyle yapılacaktır. Köy Hizmetleri, kaynak ayrılarak güçlendirilecektir. Kamu inşaatlarını ve hizmetlerini gerçekleştiren kamu kurumları yeniden örgütlenecektir. Böylece on yıllardan beri vurguna, israfa ve rüşvete giden kaynakların, kamu kaynağı olarak kullanılması sağlanacaktır.

34. Kentlerdeki Rantlar Kamu Kaynaklarına Dönüştürülecek
Havadan para kazanmanın başlıca aracı olan kent rantları halkın kaynağına dönüştürülecektir. Hazine arazileri, kent refahının hizmetine sokulacak ve bütün bu önlemlerle insancıl, sağlıklı, trafik sorunu olmayan, rahat ve uyumlu bir kent yaşamının ve belediye hizmetinin temel koşulu sağlanacaktır.

35. Kıyılar, Ormanlar, Sular ve Tarihsel Zenginlikler
Doğal ve tarihsel zenginliklerimiz ile kültür değerlerimiz kamuya aittir. Kıyılar, ormanlar ve kültür hazinelerinin kamu mülkiyetinde bulunması sisteminden verilen ödünler kaldırılacaktır. Bu değerler, özel çıkarcılığın neden olduğu yıkımdan kurtarılacak ve halkın yararına sunulacaktır. Erozyonu önlemek ve ağaçlandırma amacıyla, halkın, gençliğin ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkin ve gönüllü katılımıyla yoğun bir seferberlik gerçekleştirilecektir.

36. İnsanca Yaşamak İçin Yeterli Ücret, Maaş ve Ürüne Değer Fiyat
Ürün taban fiyatlarının, işçi ücretlerinin, esnaf ve zanaatkâr gelirlerinin, memur, emekli ve yetim aylıklarının artırılması yoluyla iç pazarda talep büyütülecek ve refah yükseltilecektir. Herkese parasız sağlık ve eğitim, sağlıklı konut, sağlıklı ve hızlı ulaşım, herkese kültür ve sanat olanağı gibi toplumsal siyasetlerle halka refah sağlanacak ve sanayinin tam kapasiteyle çalışması ve tarım kaynaklarının seferber edilmesi koşulları yaratılacaktır.

37. Herkese Sağlıklı Konut
Halk yönetimi, herkese sağlıklı ve uygarca yaşayabileceği bir konut sağlar. Bu hedefe ulaşmak için, konut yapımı, merkezi olarak planlanacak, kooperatifleşme desteklenecek, her yeni yatırım yaratacağı konut ihtiyacıyla birlikte ele alınacaktır.

Konut sorununun köklü çözümüne kadar kira artışlarını önleyecek ekonomik tedbirler alınacaktır.

38. Türkiye’de Yeterince Üretilebilecek Mallar Dışardan Alınmayacak
Başta tarım ürünleri olmak üzere Türkiye’de yeterince üretilebilecek malların, lüks tüketim maddelerinin ve ikame edilebilen malların dışalımına son verilecek; yerli üretimin verim ve kalitesinin artırılması için

#11 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 30 Eylül 2006 - 12:20

Türkiye'nin öncüleri, miletimizin büyük tarihi atılımına önderlik için görev başına!


4 Haziran 2006 günü 253 öncünün katılmasının ardından, İşçi Partisi'ne toplumun her kesiminden öncülerin katılımı büyük bir hızla devam ediyor. Yurdun bir yanında milletimizin yüzakı önderleri, Türk Devrimi'nin halkçı, milliyetçi, bilimsel sosyalist birikiminin temsilcisi, CHP'den AKP'ye, DYP'den MHP'ye çeşitli siyasi hareketlere mensup kadrolar, Kemalist Devrim'i tamamlamak için İşçi Partisi'nde birleşiyor.

İP Başkanlık Kurulu'nun parti tüzük ve programını bu büyük birlik ve atılıma uygun hale getirmek amacıyla hazırladığı "İşçi Partisi Yeni Tüzük ve Milli Hükümet Programı" büyük yankı yarattı. Çözümleriyle milletimize umut ışığı olan yeni tüzük ve program İP Ulusal Strateji Merkezlerinde tartışılarak daha da geliştiriliyor.

Program icin bu adrese bakin : http://www.adiyamanl...?...dpost&p=506

#12 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 02 Kasım 2006 - 10:45

Gönderilen Resim

DAYATAN AMERİKA
Kafaya türban, göbeğe seyran
Biri Katolik rahibelere benziyor, öteki elbise giydirmeyi unuttuğunuz Barbie bebeklere.
Biri diğerinin ''tepkisi'' olarak sunuluyor. İşin garibi ikisinin de savı özgürlük!..
Kim düğmeye basıyor da göbekler açılıyor, pantolonlar kasık hizasına iniyor,
etekler bir karışa düşüyor, sıkı sıkı kalın kumaşlarla kapatılıp başlara bone üzerine türban geçiriliyor…
::::::::::::::::::::::::::::::

Ilgilenenler icin, yazinin devamini AYDINLIK Dergisinde okumak mumkun...
Adres : http://www.aydinlik.com.tr

#13 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 02 Kasım 2006 - 10:58

Gönderilen Resim

KUKLA DEVLET'İN 2007 TAKVİMİ
Barzani Devleti'nin yeni anayasası hazır
Irak'ın kuzeyindeki Kukla Devlet için 2007, kalkışma yılı olacak. Önce Federal Irak Anayasası Meclis'te kabul edildi. Ardından ''Irak Kürdistan Bölgesi Federal Anayasası'' hazırlandı. Bu sözde anayasa Kukla Devlet'in Parlamentosu'na sunuldu. Kabulü için koşulların olgunlaşması bekleniyor. ABD'nin ''kuzeye çekilme'' planı da bu takvim içinde anlam kazanıyor.

#14 Özgür

Özgür

    Genç Üye

  • ΦÜyeler
  • PipPip
  • 56 İletiler:

Gönderi Tarihi: 25 Kasım 2006 - 17:06

Gönderilen Resim


İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek :

“VATAN SAVUNMASI, HÜKÜMET OLANAĞI DEMEKTİR”

SOL İTTİFAK MI, MİLLETİ AYAĞA KALDIRMAK İÇİN
MİLLETİN ÖNCÜLERİNİ BİRLEŞTİRMEK Mİ?



İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan "Sol'da Bütünleşme" konulu yazı dizisine verdiği yanıtın tam metnini sunuyoruz.

Batılıların yaptığı araştırmalarda, Türkiye halkının yüzde 90’ı ABD tehdidini görüyor; yüzde 70’i AB üyeliğine karşı. Bu veriler, Türk milletinin şu an dünyanın en uyanmış milleti olduğunu gösteriyor. Doğal, çünkü iki yüzyıldır emperyalizme karşı savaşıyoruz. Sol için, eşsiz bir birikimdir bu.

MİLLETİ AYAĞA KALDIRMAK İÇİN MİLLETİN ÖNCÜLERİNİ BİRLEŞTİRMEK
Bugün yüzde 90’ı ABD denetiminden kurtulmak, yüzde 70’i AB kapısındaki zincirleri kırmak isteyen bu milletin önüne hangi parti geçerse, yarın o parti iktidar olacaktır.
Türkiye’nin karşılaştığı tehditler ortadadır. 2007 yılında Kuzey Irak’ta İkinci İsrail devleti resmen ilan edilecek. KKTC’yi ortadan kaldırma planı yürüyor. İç cephede Haçlı irtica ve bölücülükten kaynaklanan yıkıcılık, gündemdedir. 400 milyar dolara yaklaşan dış ve iç borç karşısında Türkiye hacizle karşı karşıyadır. Solun bu tehditlere bir cevabı olması gerekir. Cevabı olmayanların solculuğu da yoktur; iktidar olanağı da yoktur.

Cevap, milletin bütün olanak ve yeteneğini seferber etmektir. Sol, milleti kamplara bölerek değil, birleştirerek amacına ulaşabilir. Dolayısıyla mesele, solu birleştirmek diye değil, milletin öncülerini birleştirmek diye konmalıdır. Hedef için yeterli kuvvet yaratmanın olmazsa olmaz koşulu budur.

SOL ANAHTARI: BÜTÜN DEVRİMLER VATAN SAVUNMASINDA OLDU
Unutulmamalıdır: 20. yüzyılın bütün devrimleri vatan savunmasında oldu. Çünkü burjuva-proletarya çelişmesinden hareketle devrim yapmak, 19. yüzyılda kaldı. Çağımızda bütün devrimler, ayrıksız emperyalist sömürü zincirinin kırılmasıyla oldu ve oluyor. Hele küreselleşme sürecinde, direnme hattı millî devlettir. Sol anahtarı budur. Vatansızların, bölücülerin, tarikatlara özgürlük diyenlerin birliği, solun birliği değildir. ABD’nin ve AB’nin inişe geçmesiyle, onlar da sahneden çekiliyorlar.

DENİZ BİTTİ
Oysa Cumhuriyet gazetesinin Solda Bütünleşme dizisinde yayınlanan açıklamalara bakıyoruz, hedef yok, program yok; yalnız ve yalnız oy toplama humması var. Sol adına, Turgut Özal-Tansu Çiller-Mesut Yılmaz-Tayyip Erdoğan modeli benimseniyor. “Kim çok oy olacaksa, orada toplanalım” önerilerinin başka bir anlamı yoktur. Oysa “en çok oy alacak” diye sunulanlar, oy falan alamayacak. 1991’den bu yana iktidara atanan partiler, bu millete ikinci kez dayatılamıyor. Geçmişte SHP, CHP ve DSP’nin yaptığı gibi, ABD ve AB denetiminde iktidar olma planları artık geçersizdir. AB kapısına bağlananlar, solcu da değildir; ulusal da değildir. Solculuk adına, sahte laiklik görüntüleriyle ABD’nin Haçlı seferinde Eşbaşkan misyonuna soyunanlar için, Deniz bitmiştir. Başka deyişle Atlantik dönemi bitmiştir.

ATLANTİK’TE BOĞULUYORUZ AVRASYA’DA AYAĞA KALKARIZ
Arkada kalan 60 yıllık tecrübe bize göstermiştir ki, Atlantik ilişkileri içinde, millî devletimizi, millî birliğimizi, toprak bütünlüğümüzü, kamu varlığını, kamu hizmetini, Cumhuriyetin kazanımlarını kaybediyoruz. Gelinen noktada, milletimiz, varolan mafya-tarikat yönetimini yıkmazsa, onlar Cumhuriyeti yıkacaklardır. Bu durumda, ABD güdümlü yönetimin yıkılması, bir yaşam sorunudur ve kaçınılmazdır.

ORTADOĞU HAÇLI İRTİCAYA DEĞİL, DEVRİMLERE GEBE
Bölge koşulları elverişli yönde gelişmektedir. ABD emperyalizmi, Irak’ta, Afganistan’da, Lübnan’da yenilmektedir. Bu demektir ki, Ortadoğu Haçlı irticaya değil, devrimlere gebedir. ABD’nin Fas’tan Orta Asya’ya kadar 24 ülkeyi parçalama ve rejimlerini değiştirme projesi bugünden iflas etmiştir. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’yle, gömüleceği haritayı belirlemiştir. Türkiye, büyük birikimiyle insanlığın 21. yüzyıldaki bu büyük atılımının öncüleri arasında yer alacaktır.

LİNÇ KORKUSU DEĞİL, HÜKÜMET OLMA KARARI
Tam bağımsızlık ve kamuculuk, Atatürk’ten bu yana ilk kez, bir özlem olmaktan çıkmıştır. Bu davayı dirençle savunanlar, yeniden iktidar olma fırsatını ele geçirmişlerdir. Bu nedenle solcular, Trabzon’da gördüğümüz gibi “linç edilme” korkularını bırakacak, milleti birleştirerek hükümet olma hedefine yönelecektir. İşçi Partisi, bu büyük tarihsel olanağı görmüş ve Milli Hükümet Programı’nı ilan etmiştir.

SORU: HANGİ PROGRAMDA VE HANGİ TARİHSEL MİSYONDA BİRLEŞECEĞİZ?
Bu koşullarda bütün mesele, artık program meselesidir. O nedenle soruyu, nasıl bütünleşeceğiz diye değil, hangi programda, hangi tarihsel misyonu yerine getirmek için birleşeceğiz diye koymak gerekir.

Programı, Türkiye’nin önündeki sorunlar belirlemiştir: Millî devleti var etme, millî birliği sağlama, toprak bütünlüğünü koruma, kamu ekonomisini yeniden kurma, üretime yönelme, yoksulluğu yok etme, herkese iş ve aş sağlama, kimsesizlerin Cumhuriyeti olma, devleti yeniden kurma, özetle Kemalist Devrim’i tamamlama rotası. Koşulların zafer vaat ettiği programda birleşilince, zafer kaçınılmazdır.

TARİHSEL ÖNCÜ ÖRGÜTLENME MODELİ
İktidar hedefine ulaşmak için, Türk Devrimi’nin yalnız programı değil, başarılar kazanmış örgütlenme modeli de geçerlidir. Namık Kemal, Talat Paşa, Mustafa Kemal Atatürk’lerin simgelediği devrimci kuşaklar, büyük tecrübeler içinde bir öncü parti modelini geliştirmişlerdir. Yeni Osmanlılar, İttihat ve Terakki ve Müdafai Hukuk partilerinin temsil ettiği öncü örgütlenme geleneği, Türkiye’nin 19 ve 20. yüzyıldaki bütün ileri atılımlarının yaratıcısıdır. Sosyalist Partiler de, devrimci oldukları ölçüde bu atılımlara katkıda bulunmuş ve öncü örgütlenme geleneğini sürdürmüşlerdir.

ÖNCÜ ÖRGÜTLENME BİRLEŞTİRİR
Bugün Türkiye’mizin öncüleri ve halk önderleri, çeşitli partilere veya derneklere dağılmışlardır veya partisiz konumdadırlar. Onları aynı siyasal parti içinde birleştirmek, millî hükümet amacının zorunlu kıldığı yakıcı görevdir. Nasıl?
Birincisi; Kendisine ‘Kuvayı Milliye’, ‘Müdafaai Hukuk’, ‘Millîci’, ‘Atatürkçü’, ‘Kemalist’, ‘Vatansever’ gibi adlar veren dernekçiliği olağandışı bir tavırla aşmak zorundayız. Partisizlik illetinden kurtulmalıyız.

İkincisi; farklı partilere bölünmüşlüğü yine devrimci tarzda aşmak zorundayız. Devrimci tarz, öncelikle emperyalizmin denetiminden kopmaktır. O zaman birleşmenin önündeki engeller kalkar, birleşmek kaçınılmaz olur.

Türkiye devriminin kökünde birlikte olan milliyetçileri, halkçıları ve sosyalistleri, emperyalist tehdide karşı öncü partide birleştirmeden Türkiye’nin ufku açılmaz. Bu görev, gerçekçi ve zorunludur. Birleşmenin yatağı, Türk Devrimi’dir. Her toplum, kendi tarihiyle devrim yapar. Başka milletlerden her şey alınabilir, fakat tarih alınamaz.

#15 erhan35

erhan35

    Yeni Üye

  • ΦÜyeler
  • Pip
  • 13 İletiler:

Gönderi Tarihi: 13 Ocak 2007 - 19:54

ne zaman bu insanlar bazı güçlerin kuklası olduklarını anlayacak merak ediyorum.sanırım rüya görüyolar ama inşallah!!! bir gün kabusa dönüşmez uykuları..!



Cevap ekle