İçeriğe atla


Ek Bilgiler İçin Tıkla Adıyaman Forum Sayfalarına Hoş Geldiniz..!

Adıyaman Forum Bölümüne Hoşgeldiniz. Foruma üye olmak ücretsizdir.

Üye olduğunuzda forumun bütün özelliklerini kullanma hakkına sahip oluyorsunuz.

Takvimde Etkinlik Oluşturabilirsiniz

Kendinize Ait Bir Profil Sayfası Oluşturabilirsiniz.

Lütfen üyelik işlemini başlatmak için BURAYA tıklayınız.


Atatürk... Bir Gün Değil..


Bu başlığa 22 cevap verilmiş

#16 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 04:59



31 Ocak 1923 `te Izmir `de eski Gümrük binasında, kalabalık bir kadın topluluğunun katıldıgı Kadınlar Kurultayı `nda , Mustafa Kemal,

toplantıya sade bir insan olarak katıldığını, bir konferans vermeye değil, sohbet etmeye geldiğini vurguluyor ve katılımcılardan gelecek soruları yanıtlayacağını söylüyordu.




Kurultayda gelen soruları yanıtlarken, Mustafa Kemal kadına iliksin bakış acısını sergiliyor kalabalık heyecanla onu dinliyordu.



Mustafa Kemal, özetle şunları söyledi:



“ Malumdur ki, her safhada olduğu gibi, toplumsal hayatta da vazifelerin taksimi vardır.

Bu genel vazife taksimi arasında, kadınlar kendilerine ait olan vazifeleri yapacakları gibi, aynı zamanda toplumun refahı, saadeti için elzem olan genel mesaiye de dahil olacaklardır.




Kadının en büyük vazifesi analıktır. Ilk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse bu vazifenin ehemmiyeti layıkıyla anlaşilır.

Kadınlar toplumsal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve desteği olacaklardır.




Düşmanlarımız bizi dinin tesiri altında kalmış olmakla itham ediyor ve duraklama ve düşüşümüzü buna atfediyorlar.



Bu hatadır. Bizim dinimiz hicbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah`in emrettiği şey, Müslim ve Müslimenin beraber olarak ilim ve irfan kazanmasıdır.”


Gönderilen Resim




#17 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 06:04


Gönderilen Resim



Adını Mustafa Kemal`in verdiği Sümerbank, 11 Temmuz 1933 `te kurulduktan ve tekstil sanayisi ile bankacılık işlevlerini üstlendikten sonra,

yurdun dört bir yanında acılan fabrikalarla, sanayileşmenin öncüsü konumuna gelmişti.

Ilk büyük kompleks, Eylül 1935 `te Kayseri`de kurulmuş, bu kompleksin inşası için 1932 yılında Ismet Inönü Sovyetler Birliği`nden 8,5 milyon liralık kredi almıştı.

Yapının tasarımı Soveyetler`e aitti.




Kayseri Bez Fabrikası ve Lojmanları, Türkiye Cumhuriyeti`nin ilk kamu yatırımıdır.

Acılan tesislerden biri de, Bursa`daki Merinos Yünlü Sanayi Dokuma Fabrikası`ydı. Temel,

28 Kasım 1935`te atılan fabrika, 2 Subat 1938`de de Mustafa Kemal tarafından isletmeye açılmıştı.




Merinos, döneminde Ortadoğu ve Balkanlar`in en büyük dokuma fabrikasıydı, Avrupa carpında ise 5. sıradaydı.

404 bin metrekare alana yayılmış tesislerde binlerce işçinin çalıştığı bu fabrikaya, Türkiye tekstilinin “ yünlü fakültesi” adı verilmişti.





Fabrikanın kuruluşu ile Türkiye`de merinos cinsi koyun yetiştirilmeye başlandı.

Bu koyunların tüyü ile dokunan yün kumaşlar, dünya piyasalarının en çok aranan kumasları arasına girdiler.




Mustafa Kemal`in “ Bu eser yurdun, hususile Bursa bölgesinin endüstri inkisafına ve büyük milli ihtiyacın giderilmesine yardım edecetir” öngörüsü doğru cıkmıştı.



~~~



Mustafa Kemal, Akbaş cephaneliğinin Kuvvayi Milliye kahramanlarından Köprülülü Hamdi ve arkadaşları tarafından basılmasından sonra,

Ingilizlerin Bandırma`ya 200 Kişilik bir kuvvet cıkarmaları üzerine kolordu komutanlarına 3 Subat 1920 tarihinde su emri verir:




“ Cephedeki milli kuvvetlerimizin direnişini azaltabilecek

ve lüzumu halinde bağımsızlığımızı savunma esnasında bizi zayıf düşürmek amacıyle yabancıların yeniden meydana gelecek işgal ve tecavüzlerine karşı,

bütün komutanlarımızın son derece kararlılıkla hareket etmelerini bilhassa rica ederim.”




Memurluk yaşamına Kosova`da maiyet memuru olarak başlayan Köprülülü Hamdi Bey, 1912 yılında patlak veren Balkan Şavaşına kadar bu görevde kaldı.

Balkan Şavaşı sırasın da yedek subay olarak orduya katılıp, Kumanova Cephesi`nde Sırplar`a karşı savaştı.




Edirne Polis Müdürlüğü Idari Bölüm Başkanlığı`na , birkaç ay sonra da Edirne`ye bağlı Demirköy Kazası Kaymakamlığı`na tayin oldu.

1916 `da Kesan Kaymakamlığı`na getirildi. Daha sonra Kuvvayi Milliye`ye katılan Hamdi Bey, Balikesir Kontresi`ne katıldı.

26 / 27 Ocak 1920 `de Gelibolu yakınlarında Fransız kuvvetleri denetimindeki cephaneliğe, tarihe Akbaş Baskını olarak geçecek baskını 40 altı arkadaşı ile birlikte düzenledi.




~~~



Mustafa Kemal, beraberindeki heyetle 3 Subat 1931`de Aydın`a gelmiş, Belediye`yi Cumhuriyet Halk Partisi`ni ve Türk Ocağı Aydın Subesi`ni zyaret etmişti.

Burada yaptığı konumsa sırasında, “ arac eksikliği nedeniyle köylere kadar gidip hakli aydınlatamadıklarını” söyleyen

bir ocaklıya cevap vererek, seyh ve müritlerin köye giderken otomobil masrafı düşünmediklerini hatırlatmış, bu mefkureye kendisini adayanların gayeleri uğrunda her türlü zahmet

ve fedakarlığa katlanmaları gerektiğini ifade etmişti.


Gönderilen Resim






Mustafa Kemal, 4 Şubat 1931`de Denizli deki ziyaretlerine askeri birliklerden başladı.

Sınıflarıni tek tek gezdiği ve öğretmenlerle görştüğü okul ziyaretlerinden sonra, Valilik`e hastanelere, CHP`ye uğramış,

Belediye Başkanı`na “ Gerek gecen defaki gelişimde, gerekse bugün Denizli halkının hakkımda gösterdiği hissiyattan mütehassis oldum.

Teşekkür ve muhabbetlerimin muhterem halka iblağını rica ederim Sizinle fazla konuşmaya hacet görmdim.



Zira, hakikati anlamış ve fırkamıza tamamen merbut bir muhit içinde bulunduğumu hissediyorum” diyerek,

Menemen olayı sonrasında bölgede yaşanan huzursuzlukların, Denizli için söz konusu olmamasından memnun olduğunu ifade etmişti.



Gönderilen Resim





#18 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 06:58



5 Haziran 1919 `da, Akhisar, Yunan birlikeri tarafından işgal edilmişti.

Soma`daki 188. Alay işgalciyi püskürtmüş, bir toparlanma fırsatı bulan halk, Yunan işgaline direnmek üzere „ Akhisar Redd-i Isgal Cemiyeti`ni kurmuştu.

Işgal kuvvetleri 22 Haziran 1922`de Akhisar`ı ikinci kez ele gecirdilerse de, gerilla şavasıyla daha ileriye gitmeleri engellenmişti.

Mustafa Kemal, bu direniş beldesini 5 Şubat 1923`te ziyaret etti.




Halka yaptığı konuşmada, „ TBMM Hükümeti, çok iyi bilirsiniz ki eski Babiali Hükümeti değildir, eski Osmanlı Devleti değildir.

Onlar artık tarihe karışmıştır“ diyen Mustafa Kemal, Türk Ocağı`nda yaptığı konuşmada da sunları söylemişti:





„ Şimdiye kadar pek çok milletler birçok darbelere maruz kalmışlardır. Bu darbelerin sonucu iki manzara arz eder.

Birincisi bu darbeler milletin benliğini, mevcudiyetini mahveder. Ikincisi, bu darbeler mevcut durumu yıksa bile aslı unsuru imha edemez.

Türk milleti maruz kaldığı darbeler karşısında varlığını korumuştur. Gerci dışarıdan gelen bu darbelerin sonuncusu Osmanlı Devleti`ni yıktı.

Fakat aslı unsur olan Türk milletini mahvedemedi.“




Bu ziyaret sırasında, Lozan`daki görüşmelerin cıkmaza girdiği bilgisini alan Mustafa Kemal, bu durumu da halkla acıkca paylaşmakta sakınca görmemişti.







Mustafa Kemal, 6 Şubat 1933`te Bursa`ya gelmişti.

Akşam yemekte yaptığı konuşmadan oluşan Bursa Nutku`nun gerçekten söylenip söylenmediği tartışılagelmiı, bu haliyle de , Bursa Nutku bilinmesi gereken bir vakıadır:

Türk genci , devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır.

Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demeyecektir.

Elle, tasla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl sucluları bırakıp, suclu diye onu yakalayacaktır.

Genc, polis henüz devrim ve cumhuryetin polisi değildir diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır.

Yine düşünecek, demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek. Onu hapse atacaklar.

Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, Başbakan`a ve Meclis`e telgraflar yağdırıp,

haksız ve sucsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek.

Diyecek ki ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde hakliyim.

Eğer buraya haksiz olarak gelmişsem, bu haksızliğı ortaya koyan neden

ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.



“ Işte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği ! “


Gönderilen Resim



#19 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 07 Şubat 2010 - 01:50


Gönderilen Resim



Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, ibadet dili Arapça idi.

Mustafa Kemal ibadet dilinin Türkçe olmasını istiyordu. Bunun için ilk adımı 7 Şubat 1923 günü Balıkesir Zağanos Paşa Camisi`nde halka yaptığı konuşma ile atmıştı:




Millet! Tanrı birdir, şanı büyüktür. Tanrı`nın selameti, karşılıksız sevgisi ve Hayri üzerinize olsun.

Peygamber`imiz efendimiz hazretleri, Tanrı tarfından insanlara gercekleri bildirmekle görevlendirilmiş

ve elci olmuştur ( Insan yaşayışını düzenleyen ) temel kurallar hepinizce bilindiği üzere yüce Kur`an daki yazılı buyruklardır.

Insanlara doğruluğun özünü vermiş olan dinimiz son dindir. Kusursuz ve en mükemmel dindir.

Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeklere bütünüyle uyar ve uygun düşer (…) Hutbeler hakkında yöneltilen sorulardan anlıyorum ki bugünkü hutbelerin sunuş bicimi, milletimizin duygu

ve düşünceleri ve diliyle, medeni ihtiyaclarıyla bağdaşmamaktadır.

Efendiler, hutbe demek, halka hitap etmek, yani söz söylemek demektir.

Hutbenin anlamı budur. (…) Hutbelerin halkin anlamayacağı bir dilde olması ve onların da bugünkü ihtiyaclarımıza değinmemesi,

halife ve padişah adını taşıyan despotların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi.

Hutbeden amac haklın aydınlanmasi ve doğruyu bulmasıdır, başka şey değildir. (…)

Bundan dolayı hutbeler tamamen Türkçe ve cağın gereklerine uygun olmalıdir. Ve olacaktır. “


Gönderilen Resim



#20 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 09 Şubat 2010 - 13:03

Yunus Nadi Bey, Mustafa Kemal ile 7 Mayıs 1924 tarihtin de Cumuhuriyet`te yayınlanacak olan bir söyleşi gerçekleştirir.

Milli Mücadele üzerine yapılan bu söyleşide Mustafa Kemal, Ankara`yı neden merkez seçtiğini de anlatır.




“Gerçekten ise ülkenin doğusunda, doğu sınırından başladım. Sonra daha batıya gelmek zorunluluğunu duydum.

Sonunda Ankara`da durdum ve ülke islerini, milletin arzusu doğrultusunda yönetmek için başka yere gitmeye gerek duymadım.

Türkiye`nin ve Türk milletinin ve Türk milleti yararına islerin en sağlam savunmasının da ancak Ankara`dan olabileceği olaylarla da belirginleşmiştir.

En zor şartlar icinde, en az hazırlıklı olduğumuz halde en büyük darbelerin tersine çevrilebilmesinin en gülcü nedenleri arasında Ankara`nin coğrafi yeri de vardır. (…) (….)

Beni Türkiye`ye en uygun merkez Ankara olabileceğini düşünmeye iten ilk neden çok eskidir ve ilmidir.

Bu noktaya ait düşüncelerim her İstanbul `da bulunduğum dönemlerde uyanmıştır.

Özellikle genel savaştan sonra girdiğimiz Ateşkes günlerinde İstanbul sokaklarını dolduran yabancı süngüleri, Boğaziçi`nin sularını karartan düşman zırhlıları bu düşüncelerimi

sabit düşünce durumuna getirdi

ve artık hiçbir kişiye hiç bir fikre ve hiç bir programa en küçük bicimde ilgi göstermeksizin bu boğucu havadan çıkmak konusundaki dünyaca bilenen kararımı verdim. “



~~~

Yunus Nadi 16 Mart 1920 tarihin de, İstanbul`un işgalinden hemen sonra Mustafa Kemal`e Milli Mücadele`nin durumu hakkında sorular sormuştu.

O zaman aldığını cevapların doğru olup olmadığını ise 7 Mayıs 1927`te Cumhuriyet gazetesi`nde yayınlanan röportajında öğrenmek istemiş

ve Mustafa Kemal`den su cevabı almıştı:



(…) Bana bazı sorular soruyordunuz. Örneğin, dünyayla telsiz telgraf haberleşmesi sağlanıp sağlanmadığından, cephane ve savaş gereçlerin yeterli olup olmadığından,

Yunan ordusunun durumuna dikkat çekmekten oluşmaktaydı sanırım. (…) Sorularınızın yalnız üçüncüsüne tam cevap vermiştim.

Birinci ve ikinci sorunuzu da cevapsız bırakamazdım. Gerçekte sizin bana sorduğunuz telsiz telgraf merkezi yoktu.




Ancak bunun bulunmaması, benim gözümde amacım için ikinci derecede idi. Savaş gereçleri ve cephane de yoktu ve zamanlar bulunamamıştı.

Siz buraya gelemeden kendi kendinize kesinlikle bunu tahmin edebilirdiniz.

Ancak böyle olmakla beraber çok önemli ve hayati saydığınız bu noktayı bana sormaktan bir zarar gelmezdi.

Benim ise düşmanı yenmek için gerekli olan kararlılık ve milli inancın varlığını gördükten sonra cephane

ve diğerlerinin önce ve sonra ve her durumda bulunacağına inancım vardı.

Size olumlu cevap vermekte haklı idim.”



~~~

4 Eylül 1919 `da toplanan Sivas Kontresi`nde Maras için su karalara varılmıştı :

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi imza edildiği tarihte vatan toprakları içinde kalan Maras ve cıvarı Türk askerlerinden tamamen boşaltılmıştır.

Anadolu ve Rumeli Müdaffa-i Hukuk Cemiyeti bu bölgenin geçici işgal bahanesiyle vatandan koparılmasına seyirci kalamaz.

Buradaki gerek yabancı işgali gerekse perde arkasında uygulanmak istenen Ermenilik gayeleri derhal durdurulmalıdır.

Bu bölgedeki düşmanları kovmak ve işgalden kurtarmak amacıyla yer yer kurulmuş bulunan milli teşekküllerin 13., 3., 2., 12. kolordulara bağlanması gerekir.

Bu karar sonucunda Maraş ve civarı 11 Eylül 1919 `da 3. Kolordu` ya ve bölge içindeki Müdaffa- i Hukuk cemiyetlerine verildi.

Maraş` taki Kuvvayi Milliye teşkilatı tamamlandı. Ancak ordu ve Kuvvayi Milliye`nın Fransızları Maraş`a sokmamak için yaptıkları teşebbüsler bir sonuç vermedi.

Fransızlar 29 Ekim 1919 `Maraş`i işgal ettiler. Mustafa Kemal`in direktifleriyle mili teşkilatın kurulması hızlandırıldı.

29 Kasım 1919 `da Maraş`ta Müdaffa- i Hukuk teşkilatının kuruluşu tamamlandı.




21 Ocak 1920 tarihtin de şehir içi muharebeleri başladı.

Civar kasabalarındaki milli kuvvetler Yüzbaşı Kılıç Ali`nin emrine girerek Maraş savunmasında elbirliği ile çalıştılar.

11/12 Şubat gecesi Fransız ve Ermeni askerlerinin şehri terk etti.



~~~


Mondros Mütarekesi`nin 7. maddesinde yer alan “ Müttefikler, güvenlerini tehdit edecek bir durum ortaya çıktığında herhangi bir stratejik noktayı işgal hakkına

haiz olacaklardı” hükmü, Urfa`yı işgale gerekçe yapılarak Mart 1919`da Urfa, Ingilizler tarafından işgal edildi.

15 Eylül 1919 tarihinde, Ingilizler ile Fransızlar arasında yapılan Suriye Anlaşması sonucu Ingiliz kuvvetleri Urfa`dan çekilmiş ve şehir,

31 Ekim 1919 `da Fransızlara bırakılmıştı.

Maraş Antep ve Adana`nın işgalinde olduğu kadar, Urfa`nin da Fransızlar tarafından işgaline, Anadolu`nun her tarafından tepkiler gelmişti.




Müdaffa-i Hukuk Cemiyeti başkanlığına getirilen Ali Saip Bey, bölge halkı ve aşiret reislerine mektup yazarak, Fransızlara karşı ayaklanma için hazırlıklara başlamıştı.

Urfa`da başlayan genel ayaklanmaya, Suruç, Akçakale, Siverek de katılmış, büyük kuvvet oluşturmuştu.




8 – 9 Şubat gecesi Urfa`ya giren milli kuvvetler, Fransız kuvvetlerini kuşatmışlardı ve 9 Şubat günü carpışmalar başlamıştı.


9 Şubat gecesi Urfa`nin Kuvvayi Milliye tarafından geri alındığı bilgisi Anadolu ve Rumeli Müdaffa- i Hukuk Cemiyeti şubelerine bizzat Mustafa Kemal tarafından telgrafla bildiriliyordu.

Işgal birlikleri, 8 Nisan `da mütareke görüşmelerini kabul ettiler ve 10 Nisan 1920 `de silah ve cephaneleri ile birlikte Urfa`yı terk ettiler.


Gönderilen Resim



#21 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 13 Şubat 2010 - 11:23

Gönderilen Resim



T.B.M.M. Başkanı Mustafa Kemal, Birinci İnönü Savaşı'nın geçtiği alanı gezerken



(Bozüyük, 10-15 Şubat 1921)









Genç Türkiye Cumhuriyeti`nin karşı karşıya kaldığı önemli isyanlardan biri de Seyh Sait isyanıdır.



13 Şubat 1925 tarihinde Ergani ilcesine bağlı Egil bucağının Piran köyünde başlayan ayaklanmanın başındaki Seyh Sait, önce Darhani`yi ele geçirmiş,

bir alayı geri çekilmeye mecbur ettikten

ve bir süvari alayını da pusuya düşürdükten sonra, Elazığ`i almıştı. Isyan, Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetleri içine almiş ve genişlemeye başlamıştı.

Ayaklanmaya katılanlar bir yandan da hilafet lehine propaganda yapıyordu.

Hem etnik hem de dinci olan bu ayaklanma bir dizi olağanüstü uygulamanın yürülüğe girmesine de neden olmuştu.

Yapılan planlı askeri harekat sonucunda isyancılar yenildi ve liderleri hemen yakalandı.

Suçlular, Istiklal Mahkemesinde yargılandı ve Seyh Sait ve Seyit Abkülkadir de dahil olmak üzere bir coğu idama mahkum edildi ve idam kararı süratle uygulandı.

Takriri- i Sükun Kanunu ve biri Ankara`da diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki Istiklal Mahkemesi kurulması hakkındaki kanun bu dönemin ürünüdür.

Seyh Sait ayaklanması dönemi ayni zamanda yeni Cumhuriyet`in kuruluş sancılarının da yoğun bir şekilde yaşandığı yıllardı.

Takriri- i Sükun Kanunu, 4 Mart 1925 tarihinde yürürlüğe girdi 4 Mart 1929 `da yürürlükten kaldırıldı.


Gönderilen Resim






#22 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 16 Şubat 2010 - 09:34



Gönderilen Resim



16 Şubat 1925 `de Mustafa Kemal`in emriyle „ Türk Tayyare Cemiyeti“ kuruldu. Ilk başkanı Cevat Abbas Gürer`di.



Cemiyet`in kuruluş amacı, Türkiye`de havacılık sanayisini kurmak havacılığın askeri, ekonomik, sosyal

ve siyasal önemini anlatmak, askeri, sivil, sportif ve turistik havacılığın gelişmesini sağlamak, bütün bunlar için gerekli arac ve gereci hazırlamak,

personeli yetiştirmek ve ucan bir Türk gençliği yaratmaktı.




Gönderilen Resim




Türk Hava Kumru bu amacını gerçekleştirmek için , 23 Nisan 1926 `Türk Havacılığının gereksinimi olan teknik personelin eğitilmesi amacıyla “ Tayyare Makinist Mektebi `ni açtı.

Ayni yıl Alman Junkers Tayyare Fabrikası`yla işbirliği yaparak Kayseri ucak Farikası`nı kurdu.




Alman Junkers lisansıyla A- 19 ve A- 20 uçaklarını üretti ve bu uçakların bakım ve onarımlarını yaptı.



Türk Hava Kurumu, Türk haklının inanilmaz büyüklükteki maddi- manevi desteğiyle ilk 10 yil içinde 351 uçak satın alarak Türk Silahlı Kuvvetleri`ne bağışladı.



Türk Hava Kurumu, 1927 yılında, havacılık faaliyetlerinin dünya çapında gelişmesini sağlayan ve sportif havacılık konusunda uluslararası boyuttaki en üst organ olan

uluslararası Havacılık Federasyonu`na (FAI) üye olmak icin başvurdu.

2 yıllık bir uğraşıdan sonra 1929`da FAI`ye tam üye oldu. Kurum o günden beri ülkemizi, hava sporları konusunda, yurt içinde ve yurt dışında temsil etmektedir
.


Gönderilen Resim



#23 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 17 Şubat 2010 - 10:58



Gönderilen Resim



Mustafa Kemal, Türk kadının hakları tanınmadıkça, kadınlar sosyal yasama erkeklerle eşit olarak katılmadıkça,

şeriat hükümlerinin gölgesi silinmedikçe, bütün olarak ulusal gelişmenin sağlanamayacağı kanısındaydı.




Bunu, Tevfik Fikret`in dizesiyle vurgulayordu sık sık:



“Elbet sefil olursa kadın, alçalır beser!” Her gittiği kente, sözü bu noktaya getiren konumsalar yapıyordu.

1924 yılının 30 Ağustosu`nda Dumlupınar`da yaptığı konuşmada, sosyal, iktisadi, siyasi farkın kalkması ve aileyi teşkil eden kadın

ve erkeğin doğal hukukuna kavuşması gerektiğini net olarak vurgulamıştı.

Birkaç hafta sonra da, 26 hukukçudan oluşan bir komisyon,

“ Avrupa`nin diğer ülkelerindekine kıyasla, daha yenilikçi, daha demokratik” bulunan Isvicre Medeni Kanunu`nu Türkiye`ye uyarlama çalışmalarına başlamıştı.


Gönderilen Resim






17 Şubat 1926 `da, 937 maddelik Medeni Kanun Tasarısı Meclis`e sunulmuş ve kabul edilmişti.



Medeni Kanun, kardeşler arasında kız erkek eşit miras hakki getirmiştir.

Mahkemelerde iki kadının şahitliğinin bir erkeğe denk kabul edilmesini reddetmiş, eşitlik tanımıştır.

Erkeğin tek taraflı boşamasını ve eski hukukun erge tanıdığı dörde kadar evlenme hakkini ortadan kaldırmıştır.

Imam nikahını tanımamış, nikah aktı yapma yetkisini belediyelere vermiştir.


Gönderilen Resim







Cevap ekle