İçeriğe atla


Ek Bilgiler İçin Tıkla Adıyaman Forum Sayfalarına Hoş Geldiniz..!

Adıyaman Forum Bölümüne Hoşgeldiniz. Foruma üye olmak ücretsizdir.

Üye olduğunuzda forumun bütün özelliklerini kullanma hakkına sahip oluyorsunuz.

Takvimde Etkinlik Oluşturabilirsiniz

Kendinize Ait Bir Profil Sayfası Oluşturabilirsiniz.

Lütfen üyelik işlemini başlatmak için BURAYA tıklayınız.


Atatürk... Bir Gün Değil..


Bu başlığa 22 cevap verilmiş

#1 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 10:24

Gönderilen Resim


~~~ Bir Gün Değil Her Gün ~~~




Mustafa Kemal, kendisini tanımlaken, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın,


savaşcı bir topluluk kavramlarından ilham alıyordu.






Gönderilen Resim


Mustafa Kemal`in Selanik te doğduğu ev



Gönderilen Resim




Mustafa Kemal 1905 yılının Ocak ayında Kurmay Yüzbaşı üniforması içinde annesi Zübeyde Hanım ve kızkardeşi Makbule Hanım ile birlikte





Gönderilen Resim



Ocak 1905 tarihinde Harp Akademisinden Mezun olduğu sıralarda



Büyük Önder Atatürk; “Asırlardan beri tüten bir nurun ocağı ve Türk kültürünün esaslı kaynaklarından biri” olarak kabul ettiği Konya’ya bir çok defa ziyaretler yapmıştır.

Konya, Büyük Atatürk’ün İstanbul ve İzmir’den sonra en çok geldiği ve ziyaret ettiği mutlu şehirlerden biridir.

Büyük Atatürk, Milli Mücadele’nin başlangıcından ölümüne kadar olan süre içerisinde Konya’ya 13 defa gelmiş ve bu gelişlerinde toplam 33 gününü Konya’da geçirmiştir.


6 Ocak 1937 Onikinci gelişleri




Gönderilen Resim






Yunanlılar, Bursa ve Uşak mıntıkalarından Eskişehir ve Afyon istikametlerinde 6 Ocak 1921'de ileri harekata geçtiler.

Yunan harekatı üç koldan ilerleyerek İnönü önünde birleşiyordu.


Gönderilen Resim



#2 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 10:30

Gönderilen Resim





7 Ocak 1922 `de Lord Curzon`a yazdığı rapor, Ingilizler`in Milli Mücadele`ye neden karşı olduklarını özetliyordu:

Mustafa Kemal, her zamankinden daha güçlü durumda. Ankara hükümeti, Türkiye`nin başkentini Anadolu`ya kaydırma niyetinde.

Türkler Anadolu Türklerindir” düşüncesinde, çünkü Anadolu`nun tam bağımsızlığını istiyorlar “ diyordu.



Gönderilen Resim



#3 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 10:37

Gönderilen Resim




1935 yılında, Başkent Ankara` da, adını doğrudan doğruya Mustafa Kemal`in koyduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi`nin kurulmasına karar verilmişti.

Kuruluş yasası TBMM`de görüşülürken, Milli Eğitim Bankı Saffet Arıkan, bu fakültenin kuruluş amacını şöyle belirtmişti:



Atatürk`ün yüksek dehasından doğan ve kendi kutlu eliyle yaratılan tarih ve dil devinimi, bunlara bağlı olan arkeoloji ve coğrafya bilgileri için Ankara`da bir fakülte açılacaktır.

Bu fakülte, bu bilimleri öğretecek, üretecek ve olabildiğince kısa bir süre içinde bilim dünyasının gözü önünde bu hakikatleri sermeye çalışacaktır.



Fakültenin kurulusu öngören 2795 sayılı yasanın gerekçesinde ise iki ayrı gereksinme vurgulanmıştı:



Başkentte, bir yönden Türk kültürünü bilgi yöntemi ile isleyecek bir inceleme ve araştırma kurumu, öte yandan ortaöğretim kurumlarımıza, ulusal dil ve tarihimizin bilimsel

ve en yeni anlayışlarına göre hazırlanmış öğretmen yetiştirmek..



Böylece, 9 Ocak 1936`da Mustafa Kemal in de katıldıği büyük bir törenle acılan Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, bilimsel araştırmalar yapma

ve yaymanın dışında, Tarih Kurumu ve Dil Kurumu ile de birlikte çalışacaktı.



Gönderilen Resim



#4 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 10:52

Gönderilen Resim




Mustafa Kemal, Sivas Kongresi nden hemen sonra, ilk iş olarak, alınan kararları ve yapılan işlemleri duyurmak, içte ve dışta kamoyu oluşturmak amacıyla


yerel bir gazette çıkarılması girişimin de bulunmuştu. Adını “ Irade I Milliye “ koyduğu gazette, Gazetenin adı olarak, ilk çıkardığı gazeteye de gönderme yapan

Hakimiyet – I Milliye de karar kılmıştı.



Hakimiyet – i Milliye gazetesi, 10 Ocak 1920 `de, çok zor şartlar altında, kıt olanklarla yayınlanmaya başladı.



Gazete, daha ilk sayısındaki başyazıyla, bağımsızlıktan ve milletin hakimiyetinden yana tavır alacağını, acıkca Kuvayi Milliye taraftarı olduğu ilan etti:

Gazetemizin ismi, aynı zamanda takip edeceği tarik- i mücahedenin de nev `idir. Şu halde diyebiliriz ki , Hakimiyet- i Milliye`nin mesleği, milletin müdafaa- i hakimiyeti olacaktır.



Mustafa Kemal, Hakimiyet – i Milliye `nin ciktığı günden başlayarak gazeteye abone bulma yolunda bizzat çalıştı.


Ocak 1920 `de Merkez Heyetler`e cektiği telgrafta, Hakimiyet- i Milliye gazetesinin, yeteri sayıda posta ile gönderildiğini bildirmiş,

gazetenin abone bedellerinin Ziraat Bankası aracılığıyla gönderilmesini istemişti. Hakimiyet- i Milliye, 1934`e kadar aynı adla Ankara`da yayınını sürdürdü


~~~


Fransız yazar Pierre Loti 1921 de Anadolu da milli bir hükümetin kuruluşunu, Yunan ordusuna karşı Türk milletinin direnişe geçişini büyük sevinçle karşıladı.

Inönü Savaşları zaferinden sonra, Mustafa Kemal e uzun bir mektup yazmış ve Mustafa Kemal in sahsında büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Türk milletini kutlamıştı.



Mustafa Kemal, Pierro Loti ye cevaben yazdığı mektupta, milli mücadeleye verdiği desteğe teşekkür etmiş, Türk dostluğunun sembolü olarak bir halı hediye etmişti.


Tarihin en karanlık günlerinde sihrengiz kalemiyle daima Türk milletinin hakkini teyit ve müdafaa etmiş olan büyük üstad için Türk milletinin beslediği derin

ve sarsılmaz muhabbet hislerine, Istiklal Mücadelesi nde şehit düsen erkeklerimizin yetim bıraktığı kızlarımız tarafından gözyaşları arasında dokunan

bu hali şehadet edecektir, diyordu mektubunda.


Loti, 12 Ocak 1922 günü Mustafa Kemal e yanıt vermişti:


Mösyö Pierre Loti (…) Göz yaşartıcı bu yüksek iltifata nasıl teşekkür edeceğini bilemiyor. Hiç olmazsa bu teşekkürlerini kendi elleriyle yazmalıydı.

Ne yazık ki bu sevinçten de mahrumdur.

Sevgili vataniniz lehinde verdiği mücadelelerden, Yunan sempatizanı güya Hirstiyan Avrupa nin istihzalarından cok yıpranmış ve üzülmüştür.

Bu yüzden mazur görmenizi rica etmektedir. Fakat Türk milletinin kesintisiz azimli dostluğu onu teselli etmektedir.



Gönderilen Resim



#5 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 11:06

Gönderilen Resim


Yıl 1931. Mustafa Kemal Paşa, Japon Prensi Takamutsu şerefine verilen Ankara Palas taki ziyafette.




13 Ocak 1920 Salı günü Sultanahmet Meydani nda Istanbul Türk tür ve Türk Kalacaktır isimli bir miting düzenlenmişti. 150 bin kişinin katıldığı bu miting de, kadınlardan,

Muallimler Cemiyeti Başkanı Nakiye Elgün, konuşmasında, kadınların erkeklerin yanında mücadeleye hazır olduğunu, ifade edereken, bu durumda Türk milletinin ne yapması gerektiğini de söylemiş oluyordu.


Önümüzde acık iki yol var: Biri, tarihimize şanımızla devam etmek, diğeri gözlerimizle beraber tarihimizi de kapayıp ebediyete götürmektir.


Istanbul mitingleri önce Izmir in , sonra da Istanbul ve diger bölgelerin işgalini protesto için yapilmıştı.

Böylece hem Padisah a, hem de Itilaf Devletleri ne seslenilmek isteniyordu. Vatanın kurtarılması için, Türk milletine cesaret ve heycan veriliyor, kötü kaderine karşı mücadeleye çağrılıyordu.



Bu falliyetlerde Halide Edip, Sükufe Nihai, Nakiye ( Elgün ) , Münevver Saime, Meliha, Sebahat ve Naciye gibi kadınlar da yerlerini aldilar.

Bu kadınların konuşmaları basın tarafından sansür edildi, haklarında tutuklama emir verildi. Bunlardan Halide Edip ve Münevver Saime Anadolu ya kaçarak fiilen Milli Mücadele ye katıldılar.


Nakiye Hanim, 8 Şubat 1935 te iki dereceli seçim sistemi ile Edirne den 5. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi ne secilen 18 kadın milletvekili arasında yer alacaktı.


Gönderilen Resim



#6 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 11:17

Gönderilen Resim



Mustafa Kemal` in, annesi Zübeyde Hanım, 1857 yılında, Selanik Lagaza`da doğdu. Osmanlı devrinde, Fatih Sultan Mehmet zamanında Anadolu dan ( Izmir ) Rumeli ye göçen


ve Selanik yakınlarındaki Lagaza da toprak işleriye uğraşan bir Türkmen ailesi olan Hacı Sofi ailesindendir.

Selanik te Gümrük Muhafaza Teşkilatı nda memur Ali Riza Efendi ile 1871 yılında evlendi. 1881 de dördüncü çocuğukları Mustafa, 1885`te Makbule, 1889 da Naciye doğdu.

Ali Riza Efendi 1893`te öldü.



Bunun üzerine Zübeyde Hanım, çocuklarını da alarak abisi Hüseyin Bey in çiftliğine gitti. Babasının erken ölümünün

ve dayısının çiftliğinde ailenin erkeği olarak yaşadıklarının Mustafa üzerinde derin etkileri olduğu düşünülüyor.



Zübeyde Hanım, ikinci evliliğini Selanik Gümrükler Başmüdürü Ragip Bey ile yaptı. Zübeyde Hanım, Balkan Savaşı ndan sonra Ragip Bey den ayrıldı

ve kızı Makbule ile birlikte Istanbul a , Beşiktaş Akaretler de bir eve geçti.



1919 da Anadolu ya çıktığından beri görmediği, üstelik Osamnlı Padişahi tarafından hakkında ölüm emri verildiğini öğrendiği oğlu Mustafa Kemal ile ancak

14 Haziran 1922 deAdapazarı`nda tekrar buluşan Zübeyde Hanım, onun yanına Ankara`ya yerleşti.



14 Ocak 1923 Pazar günü 66 yaşında hayatını kaybetti. Izmir`in Karşıyaka ilçesinde 1940 yılında yaptırılan anıt mezarda yatmaktadır.




Gönderilen Resim



Gönderilen Resim



#7 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 11:34

Gönderilen Resim


Mustafa Kemal, 15 Ocak 1923`te Eskişehir`e geldiği sabah, annesinin vefatını haber almıştı.


Buna karşın, çıktığı yurt gezisini iptal etmemisti.


Gönderilen Resim



#8 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 11:46




Gönderilen Resim



Kurtuluş Savası nı ve Mustafa Kemal i başından beri kalemleriyle destekleyen, İstanbul da yayımlanan altı büyük gazetenin başyazarı da gelişmeler konusunda düşüncelerini

öğrenmek üzere görüşme talebinde bulunuyordu.




Buluşma, Izmit te gerçekleşti. Tevhid-i Efkar`dan Velit Ebüzziya, Vakit`ten Ahmet Emin



( Yalman ) , Aksam`dan Falih Rifki Atay, Ileri`den Suphi Nuri Ileri, Ikdam`dan Yakup Kadri ( Karaosmanoğlu )

ve Tanin`den Ismail Müştak ( Mayakon ) , Adnan Adıvar`in başkanlığında, İstanbul`dan getirildiler. Kafilede Halide Edip Adıvar

ve Kızılay Başkanı Hamit Bey de yer almaktaydı. Bu topluluğa Ileri gazetesinin Izmit muhabiri Hakki Kılıçoğlu da katıldı.






16 Ocak Salı 1923 akşamı, 21,30 `da başlayan toplantı, 03.00 `te sona erdi.



Mustafa Kemal, toplantıda gazetecilerin sorunlarına verdiği cevaplarda Osmanlı savaş politikasından, ulusal bağımsızlık mücadelesine, mücadele sirasında karşılaşılan sorun

ve çözümlere, o döneme kadar yapılan çalışmalara ve ileride yapılması gerekenlere değindi.



Gönderilen Resim



#9 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 12:06

Gönderilen Resim







Mustafa Kemal 17 Ocak 1923 günü Kocaeli ne ayak basıyordu.

Gebze de mola veren Mustafa Kemal i karşılayanlar arasında, Halide Edip Adıvar da vardı.


~~~





17 Ocak 1925 ` te Adana`ya gelen Mustafa Kemal, üc gün süren incelemelerin ağırlığını eğitim ve tarım konuları oluşturmaktaydı.



Adana`da kaldığı günlerin bir gecesini, Türk Ocağı` nın tertiplediği müsamerede geçirdi.

Kendisine ayrılan özel locada izlediği bu gösteriyi alkışlamış, ama Türk Ocağı ilgililerine, bir daha müsamereye davet ederlerse, kendisine loca ayrilmamasını,

halktan biri olarak, halk arasında oturmak istediğini söylemekten geri durmamıştı.





Oradan geçtiği Ziraat Mektebi`nde şunları söylemişti: Bana degerli ve yararlı saatler gecirttiğiniz için teşekkür ederim.

Bölgenizin iyi bir tarım memleketi olduğu herkesçe malumdur.

Çalışmalarınızı mükafatlandırmak istiyorsanız, zamanlarınızı boş geçirmeyiniz, iyi bir çiftçi, çağdaş ilerlemeyi bilen bir ziraatci olmalısınız.

Bu alanda sağlam adımlarla ilerlemelisiniz.





Mustafa Kemal, daha sonra Erkek Lisesi`ne gitti, Müdür Ragıp Nurettin ( Ege ) den okul, örgenci ve ders programları hakkında bilgiler aldı.

Mustafa Kemal, örgencilere yönelttiği sorulara aldığı karşılıklardan memnun olarak, öğretmen Nurullah Ataç`a teşekkür etti.



Mustafa Kemal, ayrılırken duygularını şöyle dile getirdi:



Adana`yı çok iyi buldum. Adana`nın temiz ve lekesiz halkı, iyi ile kötüyü seçmekten aciz değillerdir.


Gönderilen Resim



#10 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 12:38

TBMM, 20 Ocak 1921`de yeni devletin varlığının ve niteliğinin ana hatlarını belirleyen ilk anayasayı ( Teskilat – i Esasiye Kanunu ) Kabul etti.

Bu anayasa, yeni bir devletin kurulusunu hukuki yönden de tescil etmekle kalmıyor, ayni zaman da milli egemenliği hakim kılıyor,

BMM`nin meşruluğunu da tanıyan, hukuki ve siyasi bir belge niteliği tasıyordu.



Yeni Türk devletinin temel niteliklerini iceren “ esas maddeler”, özetle şöyleydi:


Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Yönetim usulü, haklin kendi geleceğini kendisinin belirlemesi esasına dayanır.


Yürütme gücü ve yasama yetkisi, ulusun tek ve gercek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi`nde belirir ve toplanır.


Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi`nce yönetilir ve hükümeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükmeti adını alır.


Ser`i hükümlerin yerine getirilmesi, bütün yasaların konulması, değiştirilmesi, kaldırılması, antlaşma ve barış yapılması

ve savaş kararı verilmesi gibi temel haklar Büyük Millet Meclisi`nindir.



Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu`nca seçilen baskan, bir dönem süresince Büyük Millet Meclis Başkanı`dır.

Bakanlar Kurulu üyeleri, iclerinden birini kendilerine başkan seçerler.


Ancak, Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar Kurulu`nun da dogal başkanıdır.

Bu hükümlerin kabulüyle, milli egemenlik ve kuvvetler birliği ilkesine dayalı yeni bir devlet ortaya cıkıyordu.




Gönderilen Resim




20 Ocak 1923 Mustafa Kemal, Bilecik - Osamaneli istasyonunda, ellerinde bayraklarla şiir okuyan çocuklarla karşilanmıştı


Gönderilen Resim



#11 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 05 Şubat 2010 - 15:14





Gönderilen Resim






Mustafa Kemal, 20 – 24 Ocak 1923 arası kaldığı Bursa`da, halka acık toplantılar düzenlemiş, konumsalar yapmıştı.



Milletimiz, üc bucuk senelik bir zamana sıkıştırılmayacak çok büyük bir inkılabı yapmıştır.

Gerçekten asırlardan beri uymaya alıstığımız bir idare seklinin dışına çıkarak dünyada eşi bulunmayan bir devlet kurduk.

Fakat bu yenilenmenin mutlaka ters bir hareketi gerektirdiğini hatırımızdan çikarmamak gerekir.



Bu harekete özel deyimiyle “ irtica” derler. Yaptığımız işler ve aldığımız sonuçlara göre bu gibi gerilemeler her zaman beklenilebilir.

Kan ile yapılan inkılaplar daha sağlam olur, kansız inkilap sonsuzlaştırılamaz. Fakat biz, bu inkılaba ulaşmak için gereği kadar kan döktük.




Bu kanlarımız, yalnız savaş meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin içinde de döküldü.

Biliyorsunuz ki Hendek`te, Bolu`da, Konya`da, Yozgat`ta ve diğer memleketlerimizde birçok isyanlar meydana geldi.

Ve bunların hepsi bastırıldi. Gönül isterdi ki, bu dökülen kanlar yeterli gelsin ve bundan sonra kan dökülmesin.




Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla gururluyum.

“ Yapacağım. Yapacağız. Yapabilirsiz “ dediğim zaman onların gerçekten yapılabileceğine inanmıştım.

Simdi de milleti rahata, ileriye, memleketi medeniyete götürmek icin var olan yeteneğimizi göz önüne alarak

“ Bunu da yapacağız ! diyorum. “






22 Ocak 1924 günü Halife Abdülmecid, başkatibi aracılığıyla, Ismet Inönü`ye rahatsızlık ve isteklerinin yer aldığı bir telgraf gönderdi.



Telgrafta, gazetelerde Halifelik makamıyla ilgili cıkan haberler nedeniyle toplumda oluşan yargılardan

ve resmi heyetlerin kendisiyle karşilık yazdığı cevap, birkaç ay sonra halifeliğin tarihe karışacağının da işareti gibiydi .



“ Halifet makamı ve Halife`nin sahışları ile ilgili yanlış anlamalar ve yanliş yorumlar Halife`nin kendi yanlış tutum ve davranışından kaynaklanmaktadır.

Halife, kendi özel hayati ve dış yaşayışı ile ecdadı padişahların yolunu tutmuş görünmekedir.

Cuma alayları yabancı devlet temsilcileri yanına memurlar göndererek iliksiler kurmak, gösterişli gezintiler,

saray hayatı, sarayında yedek subaylara varıncaya kadar kabul etmek, onların şikayetlerini dinleyerek onlarla birlikte ağlamak gibi davranışlar bu cinstendir.



Türkiye Cumhuryeti safsatalarla varlığını ve istiklalini tehlikeye atamaz. Bizce, Hilafet makamı olsa olsa tarihi bir hatıra olmaktan öteye bir önem taşıyamaz .

Türkiye Cumhuriyeti devlet adamlarının veya resmi heyetlerin kendisiyle görüşmelerini istemesi bile, Cumhuriyet`in bağımsızlıgina açık bir tecavüzdür. “







20 Ekim 1921`de imzalanmış olan Ankara Antlaşması, Iskenderun Sancağı`ni Suriye`den ayrı bir statüye tabi tutuyordu.

Fransa, Sancak`in Suriye`den ayrılmayacağıni acıklamış. Türk görüsüne kesin ret cevabı vermişti.




Bu koşullarda, Mustafa Kemal, Kurun gazetesinde, 21 – 27 Ocak 1937 tarihleri arasında, Asim Us imzalı beş başyazı yayımlatmıştı.





21 Ocak 1937 tarihli ilk başyazıda, özetle şunları söylüyordu:



“ Fransa`nın başına her nasılsa bas diye üşüşmüş olan bu efendiler, idare etmekte oldukları büyük Fransız milletinin nasıl idare olunacağını bilmedikleri gibi,

Hatay sorunu ile milli alaka güden yeni Türkiye Cumhuriyeti`nin haklarını müdafaa

ve gereğinde onların yerine getirilmesi icin göstereceği filli enerjiyi de taktirden uzak bulunmaktadırlar.





“ Bizce bu sorumluluk, bu dalgın ve ...... Fransa ricalinden çok, Fransa`yı dünya barışı için değerli bir unsur halinde bulundurmak fikrinde olan

ve uluslararası barış dostluğu ile kendilerini göstermekte bulunan devletleri ilgilendirir. “



Mustafa Kemal ´in , parcalar aktarılan 23 Ocak 1937 tarihli ikinci baş yazısının başlığı “ Zavallı Fransa`ydı…



“ Yoksa, mahiyet- i hukuki durumları pek şüpheli, kücük bir borç için, diğer milletlerin benliğine taaruz ve donanma kuvvetiyle o memleketin bir adasını işgal ettiren nobran

ve kabadayıların yuvası mıdır ?




Mustafa Kemal`in Kurun gazetesinde ki 24 Ocak 1937 tarihli ücüncü başyazısı, çok daha serttir:



“ Türkiye bu emel üzerine yürürken, yalnız Fransa`nin hatırı için değil, aynı zamanda hatırlarına çok riayet ettiği başka devlet

ve milletlerin dostluklarına da büyük kıymet verdiği için siyasetini tespit etmiştir.

O devletler, Türk şeref ve haysiyetine, Türk onuruna karşı Fransa`nın ihmalkar bir vaziyet

ve meslek takınmasında sakınca görmüyorlar. O halde biz de gerek Fransa`ya , gerek Fransız siyasetini tenvir etmeye her nedense yanaşmayan o devletlere,

Türkiye Cumhuriyeti `nin kendi şeref ve haysiyetini, kendi hak ve menfaatini korumanın yolunu bildiğini söylemek isteriz.




Türkiye Cumhuriyeti`ne eski Osmanlı Imparatorluğu` nun bir temadisi nazari ile bakılarak ona karşı dejenere bir politika takip olduğunu

ve hala bu sevdada yasayan diplomatlarin siyasette hükümran olduklarını görürsek, bunun yalniz isabetsiz değil, aynı zamanda tehlikeli bir meslek olduğunu söylemekten de kendimizi alamayız.


Gönderilen Resim



#12 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 02:30



25 Ocak 1937 tarihli “ Hükümete hitap ediyoruz” başlıklı başyazıda Başbakan Ismet Inönü`nün bir sözü hatırlatırlarak konuya girilmişti.

“ On beş gün bekleyiniz dediniz, bekledik. On altıncı gündeyiz. Vaziyet nedir ? Ne oluyor ?Ne olacak ? Türk milletini yeniden aydınlatınız” .



Mustafa Kemal, annesinin mezarını da ziyaret edeceği Izmir`e giderken, 26 Ocak 1923 günü,

Manisa yolu üzerinde Salihli`ye uğramış, kendisini görmek isteyenlerle konuşmuştu..



“ bundan sonra memleketimizi kesin kurtuluşa ulaştırmak için cok kuvvetli ve esaslı tedbirler almak gerekir.

Bu tedbirlerin en önemlisi ve en birincisi ilim, esaslı irfandır. Işte şurada gördüğüm küçük mektepliler, ilim ve irfan ordularını kuracaklardır.



Bu yüzden geleceğe güvenle bakabiliriz. Saygıdeğer halk, biliyorsunuz ki, hayatımızı, istiklalimizi, namusumuzu kurtaran Misak- i Milli mize olan tam bağlılığımızdır.

Millet ve milletten doğan ordumuz, bu milli misaki süngülerle gerçekleştirmiştir.

Bunu siyasi olarak ifade ettirmek için delege heyetimiz Lozan`da faaliyetle çalışmaktadır.

Memleket içersinde çalışırken diğer taraftan hemen karşımıza çıkabilecek olan düşmanları yere sermek için daima hazır bulunmalıyız.


Mutasarrıf Aziz ( Akyürek ) Bey, Belediye Başkanı Bahri ( Santepe ) Bey, Manisa ileri gelenleri,

Müdaffaa- i Hukuk Cemiyeti üyeleri, örgenciler ve halkla birlikte Uzun Yol`a cıkmış, burada cirit oyunlarını seyretmişti.




Gönderilen Resim





Mustafa Kemal, bağımsızlık ve cumhuriyet mücadelesine hayatini, bütün varlığını koyarken, annesiyle yeterince ilgilenememişti.

Bu ugurda cenazesine bile gelemediği annesinin Izmir`deki mezarını, 12 gün sonra, 27 Ocak 1923 `te kalabalık bir grupla ilk kez ziyaret etti.

Annesinin mezar taşına bakarak, şunları söyledi:




“Zavallı annem, bir zamanlar kurtuluşu bütün bir ulus için ülkü olmuş Izmir`in kutsal topraklarına vücudunu emanet etmiş buluyor.

Ölüm, yaradılışın en doğal yasasıdır. Böyledir, ama gene de üzüntü verici belirtileri vardır.

Burada yatan annem, zulmün, zorbalığın, bütün ulusu ucuruma götüren kuraldışı yolsuz yönetimin kurbanlarından biridir..




Mütareke yıllarında ben Anadolu`ya geçince de annemi yine kaygılı ve kuşkulu olarak Isanbul`a bırakmak zorunda kaldım. (…)

Benim için Padisah`in verdiği “ asilsin” fermanının yerine getirildiğini sanıp inmeli oldu. (…) Oturduğu evler, bin türlü nedenlerle ikide bir basılırdı, aranırdı. (…)




Annemin mezarı önünde Tanrı`nın yüce katında söz verip an içiyorum ki, ulusumun bu kadar kan dökerek elde ettiği egemenliğin korunması ve savunulması için,

gerekirse annemin yanına gitmekte asla duraksamayacağım. Ulus egemenliği uğrunda canımı vermek, benim için vicdan borcu olsun, namus borcu olsun. “


Gönderilen Resim



#13 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 03:17



Gönderilen Resim



28 Ocak 1920`de Osmanlı Mebusan Meclisi`ndeki gizli oturumda, vatanın bütünlüğünü esas alan bir direniş

için yemin edilmişti: Misak-i Milli

Fotograf 1920`de düzenli ordunun kuruluş günlerinde cekilmiş



Misak-i Milli ( Ulusal Yemin ) olarak bilinen metin, 28 Ocak 1920 tarihinde Osmanli Mebusan Meclisi`nde yapılan bir gizli toplantıda

“ Ahd-i Milli Beyannamesi” adı altında kabul edilmiştir.



1. Osmanlı Devleti`nin yalnızca Arap çoğunluğu bulunan ve

30 Ekim 1918 tarihli Ateşkes`in imzası sırasında düşman ordularının elinde kalan bölgelerin geleceğini haklın özgürce vereceği oya göre saptamak gerekir.



2. Halkı özgür kalir kalmaz anayurda, kendi istekleriyle katılmış olan Kars, Ardahan ve Batum için gerekirse yine halkoyuna başvurulmasını kabul ederiz.



3. Geleceği Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Bati Trakya`nın hukuksal durumu da özgürce yapılacak halkoyu sonucunda uygun bicimde ortaya konulmalıdır.



4. Islam halifeliginin merkezi ve Osmanlı Saltanat`nın başkenti İstanbul ile Marmara Denizi`nin güvenliği her türlü tehlikeden uzak olmalıdır.



5. Yenen devletlerle düşmanları ve bazı ortakları arasında yapılan antlaşmalardaki ilkeler cercevesinde azınlıkların hakları,

cevre ülkelerde bulunan Müslüman halkın da aynı haklardan yararlanmaları koşulu ile tarafımızdan güvence altına alınacaktır.




6. Ulusal ekonomik gelişmemize olanak sağlamak ve daha cağdaş bir düzenli yönetimle işleri yürütmeyi başarabilmek için her devlet gibi

bizim de tam bir bağımsızlığa ve özgürlüğe gereksinmemiz varıdır.


Gönderilen Resim



#14 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 03:52


Türkiye Cumhuriyeti`nin ilk Cumhurbaşkanı esi olan Latife Uşşaki, 1898 yılında Izmir`de doğdu.

Izmir`in tanınmış ailelerinden Uşakizade Muammer Bey`in kızıdır. Paris`te Sorbonne Üniversitesi`nde hukuk okudu.

Londra`da dil örgenimi gördü. Kurtuluş Savaşı henüz bitmeden Türkiye`ye döndü.




11 Eylül 1922 `de Türk ordusunun Izmir`e girişinin ikinci günü, Mustafa Kemal `in şehre geldiğini duyunca kendisiyle tanıştı

ve karargahını babasının Göztepe`deki köksüne taşımasını teklif etti.




Bir süre sonra Mustafa Kemal`in annesi Zübeyde Hanım da, sağlık sorunları nedeniyle Izmir`e gittiğinde bu köşkde agırlandı.


Zübeyde Hanım`ın 14 Ocak 1923 `te ölümü üzerine Izmire`e giden Mustafa Kemal ile Latife Hanim,


Gönderilen Resim



29 Ocak 1923 `te Muammer Bey`in evinde, sade bir nikahla evlendiler.





Eşinin isteği üzerine oturumları izlemeye giden Latife Hanim, böylece TBMM `ye giren ilk Türk kadını oldu.



1925 yazında Doğu Anadolu gezisinde aralarinda gecen bir tartışmadan sonra Latife Hanım ve Mustafa Kemal boşandılar.


Ölümüne kadar Izmir`de ve İstanbul`da yasayan Latife Hanim, evliliği ve eşi hakkında konuşmayı ya da yazmayı kesinlikle kabul etmedi.


12 Temmuz 1975`te İstanbul`da yasama veda etti.


Gönderilen Resim



#15 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 06 Şubat 2010 - 04:21


Gönderilen Resim

Mustafa Kemal, 30 Ocak 1931`de Izmir`in Kemalpaşa ilçesindeydi ve Armutlu köyünden sonra da Izmir Müzesi`ni ziyaret etmişti.





30 Ocak 1931
`de CHP Izmir li kongresi`ne katılan Mustafa Kemal burada bir konuşma yapmıştı:




„ Arkadaşlara rica edeceğim ki, vatandaşlara, daima gerceği söylemek göreviniz olsun.

Herkese isteklerinin tamamen yerine getirilebilir olduğuna dair ümit vermek bize yarar sağlamaz. Partimizin amacı böyle gün kazanmak değildir.

Bütün hayatımızı gercek hedeflere yöneltmek ve en sonunda millete bir gün eliyle tutacağı gercek ve maddi eserler vermektir.



Türk milletinin sağlam bir düşünceye sahip olmasını saglamak amacımızdır.

Yürüdüğümüz gerceklik yolunun milleti mutluluğa ulaştıran tek yol olduğunu anlatmak gereklidir, (...)



Arkadaşlar, zaman icindeki gecici olaylar, yürüdüğümüz yolda bizi aldatmamıştır. Bu yol üzerinde her gün daha çok aydınlanarak hedefe yürüyeceğiz.



Bizimle beraber yürümek istemeyenlere bir şey diyemeyeceğiz.

Yalnız, bizi geriye götürecek olanların izleyecekleri yola asla sapmayız. Kanunlarımız uygun değilse o kanunları değiştiriz, yeni kanun yaparız.

En sonunda gerek ve zorunluluk görürsek, bu yolda, her şeyin üstüne cıkarak amacımıza yürümekte kesinlikle tereddütlü davranmayız.


Gönderilen Resim





Cevap ekle