İçeriğe atla


Ek Bilgiler İçin Tıkla Adıyaman Forum Sayfalarına Hoş Geldiniz..!

Adıyaman Forum Bölümüne Hoşgeldiniz. Foruma üye olmak ücretsizdir.

Üye olduğunuzda forumun bütün özelliklerini kullanma hakkına sahip oluyorsunuz.

Takvimde Etkinlik Oluşturabilirsiniz

Kendinize Ait Bir Profil Sayfası Oluşturabilirsiniz.

Lütfen üyelik işlemini başlatmak için BURAYA tıklayınız.


Resim

Hayat-Yaşam ve İnsan


Bu başlığa 5 cevap verilmiş

#1 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 10 Ocak 2007 - 15:52

Malumunuz; çarşıda , pazarda, yolda , banka işlemlerinde , hastahanelerde vs. vs. 'de sıra beklemeye alışığız ya, bakalım insanların "Felsefi Yaklaşım"ı nasılmış görelim!

KLASİK TEPKİ: "Sıraya geç kardeşim"

NEOKLASİK TEPKİ: "Şeker kardeşim sıraya geçiver"

REALİST TEPKİ: "Sıra var"

SURREALİST TEPKİ: "Sallandıracaksın bunlardan ikisini kızılay'da bak bir daha yapabiliyorlar mı?"

ROMANTİK TEPKİ: "Beyefendi galiba sırayı görmediniz"

NATURALİST TEPKİ: "Sırana geç"

MODERN TEPKİ: "Efendim insanımız eğitimsiz. Halbuki Avrupa da"

POST-MODERN: "Sırana geç lan ayı!"

UZLASIMCI: "Acelesi olmasa öne geçmezdi; üzmeyin garibi"

DEVRİMCİ: "Alt yapı sorunları çozülmeden halkımız sıraya geçmez. Devrim olunca herkes hizaya gelecek"

KADERCİ: "iki dakika fazla beklesek kıyamet mi kopar? Kısmetse hepimizin işi görülür"

FELSEFECİ (septik-kuşkucu): "Ön ve arka kavramları gorecelidir.O tarafın ön taraf olduğuna kim karar verdi? Öne geçtiğini zanneden, aslında arkaya geçmiş olabilir"

KANT'CI: "Efendim algılanmayan şeyler yok demektir. Bakmayın o tarafa,adam yok olur"

KOTÜMSER VAROLUŞCU: "Herkes bir gun ölecek. Onurlu bir şekilde bekleyin. Bir gün o adamda ölecek"

İYİMSER VAROLUŞCU: "Sıkmayın canınızı,su anın tadını çıkarmaya çalışın. Bakın ne güzel hayattasınız ve birileri önünüze geçebiliyor"

HUMANİST: "İnsanlık bir bütündür. Birimiz hepimiz hepimiz birimiz için. Dolayısıyla birimiz öne geçince,aslında hepimiz öne geçmiş oluyoruz."

(alıntıdır)


#2 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 10 Ocak 2007 - 15:57

Hani bazi olaylar, sozler, durumlar vb. vardır. Bizim insanımızdan baskasına nasip olmaz.
İste onlardan bazilari:


1. "Nerelisin ?" sorusuna cevap aldiktan sonra otomatikman "icinden mi?" diye sormak.

2. Amca, hala, dayi, teyze, gorumce, kayinco,eniste,elti,bacanak, kaynana, kayinpeder,baldiz, yenge, amcaoglu, halaoglu, dayioglu, vb. gibi akrabalik terimleri.

3. Gelin-Kaynana cekismesi.

4. Sigarayi çoraba veya kulak arkasina koymak.

5. Dugunlerde, eglencelerde, toplantilarda, vb. icip icip olay cikartmak.

6. Kurufasulye-pilav-cacik, at-avrat-silah,devlet-mafya-polis, kavun-beyazpeynir-raki, metin-ali-feyyaz, karpuz-peynir-ekmek, vb. gibi uclemeler.

7. Yuruyus veya dolasma esnasinda eline tesbih, değnek, sopa, vb. almak.

8. Yabanci dil ogrenirken once kufurleri ogrenmek, yabancilara Turkce ogretirken once kufurleri ogretmek.

9. Yolculuk esnasinda yanindakine "Yolculuk nere hemserim?" diye sorarak muhabbete baslamak.

10. Cirak-kalfa-usta iliskisi.

11. Buyuklerin yaninda sigara-icki icmemek, bacak bacak ustune atmamak.

12. Mektuplarda "buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden" opup "kestane kebap, acele cevap" beklemek.

13. Kendini tanittiktan sonra diger yarismaci arkadaslara basarilar dilemek.

14. Japonlari kastederek "adamlar yapmis abi!" demek.

15. Ortaokul ve lisedeki ani-hatira defterlerine yazarken "bana kalbin kadar temiz bu sayfayi ayirdigin icin... " diye baslamak.

16. "Bizim askerdeyken bir cavus vardi..." diye baslayan askerlik anilari.

17. Utu utulemek, su sulamak, boya boyamak, uyku uyumak, yangin yanmasi, olu olmesi, vb. gibi dumur yaratan deyimler.

18. "Geldiniz mi?" veya "Siz mi geldiniz?" gibi gereksiz sorular.

19. "Kim O?" sorusuna "Ben!" diye cevap vermek.

20. Telefonu acan kisiye kendini tanitmadan "orasi neresi?" veya "sen kimsin?" gibi sorular sormak.

21. Neredeyse herkese, herseye takma isim bulmak.

22. Misafir gelince hemen cay suyu koymak.

23. "Senin paran burda gecmez!" deyip karsidakinin eline sarilmak.

24. Paralari cuzdana veya cebe koyarken Ataturklerin ayni tarafa gelmesine dikkat etmek.

25. Dugun, lokanta, vb. gibi yerlerde masalari birlestirerek oturmak.

26. Buyuklerin "Biz sizin yasinizdayken..." diye baslayan serzenisleri.

27. Dugunlerdeki taki merasimleri.

28. Otobus, ucak, hastane, vb. gibi cep telefonu kullanmanin yasak oldugu yerlerde gizli gizli cep telefonu ile konusmak.

29. "Hamili kart yakinimdir!."

30. Yuzsuzce rusvet istedikten sonra abartip "Helal et" demek (yasanmistir).

31. Bir ise basvururken muhtardan onayli ikametkah, fotograf, nufus cuzdani sureti, noterden onayli diploma fotokopisi, askerlik belgesi vb. gerekmesi.

(alıntıdır)

#3 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 10 Ocak 2007 - 16:47

BENCİLİN HİKÂYESİ

"Bencil "yalnız " olarak doğmuştu. Çok büyük sıkıntıları vardı yaşama gözlerini açarken. Aç ,
güçsüz ve çaresizdi. Lakin bunu anlatacak çok güçlü bir silahı vardı Elinde " Gözyaşları" Sadece kendini düşünmeliydi çünkü sadece o vardı ve tek başına idi. Derken önce "Şefkat " daha sonra da " Sevgi" ile tanıştı. Onu hemen kollarına almışlar, giydirip ısıtmışlar, karnını doyurmuşlar, şarkılar söyleyip uyutmuşlardı. Onun bütün kaprislerine içten bir sıcaklıkla göğüs geriyordu onlar. Birde kalplerindeki en güzel duygularla sarıp sarmalıyorlardı onu büyürken "Bencil " şımarıktı. Onu dizginleyip uslandırmak oldukça güçtü.
Bu yüzden bir süre sonra "Eğitim" devreye girdi.
"Bencil" oldukça asi idi. bir süre dirense de "Eğitimin " tatlı dili ve nezaketi onu gitgide eğitime doğru çekti. Ama gene de bencil arasıra ortadan kaybolup "Oyun " denen eğlenceye kendini atıyordu artık ona benzeyen diğer " Benciller " de tanışıp arkadaşlık etmeye başlamıştı. küçük "Bencil "Diğer bencillerle
zaman geçirdikçe birlikte "neşe " yi ve "Paylaşma " yı tanımaları fazla zaman almadı böylece. Aradan yıllar geçtikçe eğitimle daha sıkı fıkı oldular." Bencil sevgi şefkat eğitim ve paylaşımın arasında büyümeye devam ediyordu. Onlarsa aralarında hep "mutluluk " denen birinden bahsediyorlardı. Dayanamadı bir gün sordu eğitime :

"Ne idi mutluluk"

"Mutluluk senin içinde" dedi. "Yeterki onu hisset. Öyle bir hisset ki çevrendekilere de yayılsın." Yalnız unutma onu korumak biraz da senin elinde. Mutluluk birazda çaba ve özveri ister. Ama inan "Bencil" bu hepsine değer. Bencil o anda içinde "mutluluğu " hissetti. Sımsıcaktı ve hiç de sandığı kadar uzakta da
değildi. Mutluluk kendi içinde ve yanı başında idi.
Başından beri hep tek başına olduğunu sanıyordu ama aslında hiç yalnız değildi. Özellikle Sevgi ve şefkat onu hiç bir zaman. Yalnız bırakmamış herzaman destek olmuşlardı. Gözleri yaşardı "Bencilin" Nasıl olup da bunları şimdiye kadar bunları düşünememişti. Şimdi sevgi ve şefkati içinde ta derinden hissediyordu. Öyle güzel bir duygu idi ki bu…
Daha sonra diğer bencilleri ve paylaştıklarını düşündü. Neşelenmişti işte o an eğitimle göz göze geldiler.

Eğitim ona gülümseyerek dedi ki "Artık senin benimle bu en son günün " Bencil ağlamaklı oldu birden ne kadar da alışmıştı ki ona…

" Bencil herşey için teşekkür ederim eğitimini başarıyla tamamladın Sen tanıdığım en başarılı öğrencimdin. Keşke herkes senin gibi olsa idi Bundan sonra seni YAŞAMIN kollarına atıyorum artık sana "İNSAN" diyeceğiz. İNSAN hiç bir zaman eğitimi ve onun ona verdiklerini unutmadı. Yaşama koştu ve ona kucak açtı artık aldıklarını tek tek Yaşama verme zamanı gelmişti Artık paylaşma zamanı idi Sevgi ve şefkat ise onunla birlikte mutlulukla yaşamdaki diğer İNSANLARA gülümsüyordu.

#4 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 13 Ocak 2007 - 23:10

Hülya'nin Hülyasi

Her İnsan Bir yaprak değil midir ki; rüzgarın soysuz nefesinde savrulan. Herkesin telaşı ayrı, derdi ayrı. Yüreğinde türlü türlü hayalleri. Kimi pe etmiş artık düş kurmaktan, yalnızca gerçeklerin peşinde. Kimi gerçek nedir bilmez , çeşit çeşit hayallerin içinde.
İşte Hülya da onlardan biri sadece. Kim bu Hülya ? Adına yakışır bir hayalperest mi ? Yoksa sırtını mı dönmüş düşlerine ? Öyleyse ben anlatayım sen dinle :

Çocuk oldu .elleri çatlak, burnu sümüklü ;bakımsızlığı öğrendi. Sokaklarda gezindi, çöplerde oynadı. Yokuş aşağı naylon üstünde kaydı; özgürlüğü öğrendi. Utancı öğrendi yediği dayakla. Arka sıralardaki oğlana duyduğu ilginin aşk olduğunu öğrendiğinde ise , çoktan büyümüştü bile herkesin gözünde.Ama istemiyordu büyümeyi. Hiç doyasıya çocuk olmamıştı ki. İstemediği bir elbiseyi giymek gibi giydirdiler genç kızlığı üzerine. Almadan birşeyler vermeyi öğrendi evlendirildiğinde. Analığın zahmetlerini öğrendi tatlı uykuları bölündüğünde. Ve nokta koymayı öğrendi, iyi gitmeyen bir evliliğe.

Yine de tüm yaşadıklarına rağmen hiç vaz geçmedi hayal denizinde yüzmekten. Nasıl vaz geçer, nasıl pes ederdi. Hülya demek hayal demek değil miydi ki ?
-Daha dört-beş yaşlarındayken belliydi hayalperest biri olduğu, diyordu ana babası. ''canavar ayısı, ayı köpeği '' hayali kahramanlarıydı onun. Onlarla ilgili uyduruk masallar anlatırdı kardeşlerine. İlkokul çağlarına geldiğinde kendisini astronot olarak düşler, evreni kurtarırdı yaratıklardan. Onbeş'ine geldiğinde biraz daha gerçeklere yakındı düşleri. Sınıfın en hoş gencine takmıştı bile. Onun kendisine aşık olduğunu düşler, birlikte filmleri aratmayan maceralara sürüklenirlerdi. Onsekiz'ine basıvermişti ki hayallerindekine hiç benzemeyen bir adamın elini tutuşturuverdiler eline; Bu senin kocan dediler. Yine de sevdi onu insandır diye , gördüğü haksızlıklara rağmen. Hiç kızmadı, hiç gücenmedi. Farklı şartlar altında yetişse belki daha güzel şeyler sunabilirdi hülya'ya. Yirmidördünde çocuklu bir duldu artık.Ahlar, vahlar çekti çevresi. Zavallıcıktı onların gözünde.Ama hülya asla kabullenmedi yenilgiyi.

-Bırak bu sevdayı ,diyorlardı ona.
-Aç gözlerini,bak şu dünyaya. Acı çekmen gerekiyorsa yalnız acı çekersin. Kurduğun hayallerle kendini kandırma.

Neden olmasın diyordu Hülya. Neden olmasın.Torpilsiz iş olmaz diyorlardı, girdi şans dediler. Üniversite diye ayaklandı boş bir sevda dediler, o da oldu. Belki bir arpa boyu yol, belki de dağlar kat etti. Ama her düştüğünde kalkmayı, her kalktığında koşmayı öğrendi. Koştukça engelleri aşmayı, aştıkça mutlu olmayı öğrendi.Yine de yaşadığı her kötüyü sevdi, ona iyinin değerini öğrettiği için. Umutlarını umutsuzluğa teslim etmedi.
...
Hala hayalleri var geleceğe dair. Kimbilir belki bir belediye başkanı olur, düzensiz bir şehri cennete çevirmek niyetiyle. Belki de çılgınca sevdalı olduğu sanatla ilgili birşeyler yapar. Bir resim sergisi açar ya da bir kitap yazar. Bir motosiklet ve bir fotoğraf makinası alıp dağ bayır gezebilir. Arta kalmışsa güzellikten geriye birşeyler, tutar resmini çeker. Hiç belli olmaz ,bir bakmışsınız Hülya TEMA başkanı. Son bir umutla girişir mücadeleye. Belki de bir loto ikramiyesi vurur, trilyonlara kavuşur. O zaman ne mi yapar? Tabi ki Hawai Adaları'na kaçmaz. Ülkesinde akıllı bir yatırımla insanlara ekmek kapısı olabilecek işletmeler açar.

Güzel şeyler bunlar. Belki de hiç yaşanmayacaklar. Ama umut Hülyanın ekmeği. Ye Hülya Ye...

#5 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 27 Şubat 2007 - 11:23

DÜNYANIN YEDİ HARİKASI

Bir grup ögrenciden günümüz dünyasının yedi harikasının neler olduğunu düşündüklerine dair bir liste yapmaları istenir. Aralarında Anlaşmazlıklar çıkmasına rağmen aşağıdakiler en fazla oyu alanlardır:

1) Mısır'ın Büyük Piramitleri
2) Tac Mahal (Taj Mahal)
3) Büyük Kanyon (Grand Canyon)
4) Panama Kanalı
5) Empire State Binası
6) St. Peter Bazilikası (St. Peter's Basilica)
7) Çin Seddi (China's Great Wall)

Öğretmen oyları toplarken, sessizce duran bir kız öğrencisinin henüz kağıdını vermemiş olduğunu farkeder. Sonra öğrencisine kendi hazırladığı liste ile ilgili bir problem olup olmadığını sorar. Kız öğrenci ise "Evet, biraz. O kadar çok şey var ki, bir türlü karar veremiyorum" der. Öğretmen de öğrencisine "Peki, söyle bakalım senin listende neler var, belki biz sana yardımcı olabiliriz" der.

Kız öğrenci önce duraksar ve sonra okumaya başlar:
"Bence Dünyanın Yedi Harikası :
1) görmek
2) duymak
3) dokunmak
4) tatmak
5) hissetmek
6) gülmek
7) ve sevmek...

Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik olur...... Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar da mükemmeldirler.
Samimi ve içten bir dilek :

Hayattaki en değerli şeyler satın alınamayanlardır! Görmekten, duymaktan, dokunmaktan, tatmaktan, hissetmekten, gülmekten ve sevmekten mahrûm olmayacağınız bir yaşam dilerim...

(Siraze. net'ten alınmıştır.)

Bu arada bende bir ekleme yapayım: Bu metni gördüğümde hemen aklıma 'Dünyanın Sekizinci Harikası olan Nemrut' geldi. :)

#6 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 20 Mart 2007 - 01:00

Sinirlendiğinizde..

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.

Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

Birisi masaya süt döktüğünde ya da bir bebeğin ağladığını işittiğinizde bu öyküyü hatırlayın. Çok sevdiğiniz birine karşı sabrınızı yitirdiğinizi anladığınızda, önce biraz düşünün. Kamyonlar onarılabilir, ama kırılan kemikler ve incinen duygular hiçbir zaman onarılamaz; genellikle kişiyle performansı arasındaki farkı göremeyiz. İnsan hata yapar. Hepimiz hata yaparız. Fakat öfkeyle ve düşünmeden yapılan şeyler, insanı sonsuza kadar rahatsız eder. Harekete geçmeden önce durun ve düşünün. Sabırlı olun. Anlayış gösterin ve sevin.



Cevap ekle