İçeriğe atla


Ek Bilgiler İçin Tıkla Adıyaman Forum Sayfalarına Hoş Geldiniz..!

Adıyaman Forum Bölümüne Hoşgeldiniz. Foruma üye olmak ücretsizdir.

Üye olduğunuzda forumun bütün özelliklerini kullanma hakkına sahip oluyorsunuz.

Takvimde Etkinlik Oluşturabilirsiniz

Kendinize Ait Bir Profil Sayfası Oluşturabilirsiniz.

Lütfen üyelik işlemini başlatmak için BURAYA tıklayınız.


Resim

Şiirler


Bu başlığa 39 cevap verilmiş

#31 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 31 Ağustos 2007 - 11:10

Merhaba Sayın Yaşargün;

Affınıza sığınarak:
Burası alıntı şiirlere ait bir konu başlığı olduğu için; kendimize ait şiir ve mısralara ayrı bir konu açtım. Ordan devam etmek sanırım daha doğru olacak!

Garip Deniz benim. Ben kim kitap çıkarabilmek kim, :) eklemiş olduğunuz ve kendinize ait şiiri görünce, o anda size yazmış olduğum bir yanıttan ibaret. Bir yeni konu açmama vesile oldunuz, çok da iyi oldu. Teşekkür ederim.


Saygılar,

#32 Yaşargün

Yaşargün

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 121 İletiler:

Gönderi Tarihi: 03 Eylül 2007 - 07:37

Sayın Kommagene kardeş,
uyarın ve ilgin için teşekkür ederim.
Ayrıca yüreğinize sağlık,şiirleriniz güzel.

#33 moys

moys

    Yeni Üye

  • ΦÜyeler
  • Pip
  • 8 İletiler:

Gönderi Tarihi: 21 Kasım 2007 - 21:16

GECE
Uzun soluksuz bir gecede, karanlığın tüm şehveti üzerimdeydi.

Darmadağın düşlerim, bir kenara atılmaya yüz tutmuş dostluklarım ve aynada ben vardım sadece.

Sisli pencere arkalarındaki samimiyetsiz tavırlar, insancıl gelmeyen soğuk simalarla yüz yüze..

Bunlardır insanı uykusundan kaldıran..

Kişinin, kendine dönmesini sağlayanlardır...

Yanlış adımlar atmaktayken, ani bir manevrayla farklı yollara sapmasına sebep olanlardır

Gece imkânsızdır ve bir o kadar da tatlıdır. Duygular en ağır gecede yaşanır. Karanlık çöker, ışıklar söner. Yüzlerden geriye karaltılar kalır. Durur düşünür insan, film karelerinden uzun metrajlı hayatlara kayıtlar yapar..Ama olmaz kaset bitmiştir ya da kaydetmeyi unutacak kadar dalgındır insan..
Gece sislidir, karmaşıktır, buram, buram şehvet kokar. En ağır duygular, mum ışığında geceyle kaçamak yapar. Öyle yoğundur ki ruh, uyku utmaz insanı bazen. Gece nöbetleri başlar..Gün doğana kadar.

Ve gün doğar.. Tüm büyü yerini gerçek olana, devam edene bırakır. Artık geceden eser yoktur.Sanki dün gece ki ruh mum ışığında oturan değildir..

Kafasındakiler, gizemleri, sırları birer hayal olmaya meyilli kalkar sandığa.

Kuşku yok ki Güneş, duyguyu öldürendir. Ağır yaşanan, anlatılamayan gece nöbetleri sıcak bir güne bıraktığında kendini, kişi huzura erdiği, ruhunun bedeninden biraz da olsa uzaklaştığını sanarak yanılır.

Ta ki akşam oluncaya kadar..

Yeniden.., Hep tekrar eder..

Korktukları, kaçtıkları etrafında tango yapmaya başlar..

Gece, ağlatır bazen, yastığında gözyaşları bıraktırır insana.

Ağlamaktan korkan insan benliğinde kayıp olandır.

Ve biraz rahatlamak, gevşemek için ideal hareket gözyaşlarını yastığa bırakmaktır.

Kimse görmez sakladığın yaşlarını gecede.. Sende saklıdır, sende anlamlı..

Akan her damlada andıkların vardır.. Bazen çok özlediğin eski aşkın.. Bazen elinden kayıp giden durduramadığın baban..Bazen anne özlemin, çocukluk yılların

Duvarlar senledir gecede.. Karanlıkta bir o kadar yalnızsındır, kendindesindir..

Başucunda kitapların, onlarda sıkar ya seni.. Aradıklarını içinde bulamazsın ya her neyse..
Kendinde bulmaya çalışırsın kendindeki seni.
Saatin tik tak sesine takılırsın.. Tik tak tik tak..

Gece yarısını geçmiş, yarını yaşamaya başlamışsındır aslında..

Güneşin doğuşunu karanlıktan aydınlığa çıkışı beklersin.

Hayatta bunu gerektirir zaten. Sıkıntılar, dertler ve ardından huzurlu bir nefes almak.. İstediği budur insanın sadece..Huzurlu nefes almak.. Üç derin nefesteki farklılığı takmak.
Olmaz ki çoğu zaman..Dert derdi getirir, sıkıntı sıkıntıya yeni kapılar açar.

Sabır sadece tek dostundur..Ona sıkı, sıkı sarılırsan kazanansındır.

Pencereni açarsın. Rüzgarın esintilerini derinlerinde hissedersin.Perden savrulur oradan, oraya.. İzlersin onun dansını.. Rüzgarla nasıl da cilveleştiğini..
Hele bir de yağmur yağsa.. Deyme keyfine..
Toprak kokusu, yağmurun sesi, gece ve sen..
Soluk soluğa bir haykırış..

Yağmurda kendini tanırsın..Derinlerine kadar ıslanmak istersen..

Ve belki de boğulmak.

Kendin keşfe çıkarsın. Yeni oyunlarını, kalıplaşmış sendeki seni çözersin.
Rüzgarın sesi korkutur bazen seni..
Ama gece korkuyu da arkasında getirendir.
Ensende biri geziyormuş gibi olursun..
İnsan bir bulmacadır gecede.. Yukarından aşağıya beş harflidir.

Dalarsın uzaklara.. Yeni yollar bulma umuduyla..

Gece, tatlıdır ama can yakar..
Gece, farklıdır; kaybeder..
Gece, anlaşılmazdır; derbeder..

#34 Misafir_birce_*

Misafir_birce_*
  • Misafir

Gönderi Tarihi: 21 Kasım 2007 - 23:28

diger baslik altinda da eklemis oldugunuz tüm siirler cok güzel sayin moys, bu arada hosgeldiniz :)

burada ki yazinizda ise, gecen bir cümleyi ben cözemedim



Yukarından aşağıya beş harflidir.


denilmek istenilen kelime acaba hangisidir, bir bilginiz varmi..

Saygilar


#35 fidan

fidan

    Yeni Üye

  • ΦÜyeler
  • Pip
  • 8 İletiler:

Gönderi Tarihi: 05 Aralık 2007 - 16:03

teşekkürler paylaşımın için

#36 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2008 - 21:10


Bura adıyaman'dır


Pırıl , pırıl bir nehir
Her taraf sahra, mesir
Sultanlara ilk mehir
Eski bir antik şehir.
Bağlar baran barandır
Bura Adıyaman’dır.

Her yan petrol kulesi
Yörenin birincisi
Eski Kahta kalesi
İlk çağların incisi
Dağlar duman dumandır
Bura Adıyaman’dır.

Foklorün de davullar
Evlerinde avlular
Çiçeklerde arılar
Kirazı var, narı var
Yiğit harman harmandır
Bura Adıyaman’dır

Besni’de fıstık üzüm
Sucuklar düzüm düzüm
Gölbaşı gurbet yüzüm
Sevenlere ilk sözüm
Sevda derde dermandır
Bura Adıyaman’dır.

Toprağına taşına
Güneşin doğuşuna
Göksu’nun akışına
Göllerinin başına
Gönlüm aman amandır
Bura Adıyaman’dır.

Arsemia Sümeysat
Gem vurulan o Fırat
Şirine yanan Ferhat
İlk çağlardan zuhurat
Tarih zaman zamandır
Bura Adıyaman’dır.

Çelikhan’ın balına
Yarimin halhalına
Omzundaki şalına
Basmasının alına
Sevdam dolam dolamdır
Bura Adıyaman’dır

Kummuhkent, Turuş-Urşu
Eski kent Asur Hoşşu
Eti, Sümere komşu
Güvercin haber kuşu
Sözüm ferman fermandır
Bura Adıyaman’dır

Gerger Sincik cevizi
Tut’un incir, pekmezi
Havva ana çerezi
Türk, Kürt, Afşar, Çerkezi
Gören sana hayrandır
Bura Adıyaman’dır.

Kaç kraldan kalan yer
Her taşın yakut değer
Burcuna sancaklar ger
Sahipsiz günler geçer
Vadi leman lemandır
Bura Adıyaman’dır

Halit Özdüzen


Çok güzel bir şiir tekrarlıyalım...

#37 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2008 - 21:12

MEMLEKETİMİ SEVİYORUM

Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Memleketim:
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları,
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim.
Memleketim ne kadar geniş:
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum Yaylası'nı yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
utanıyorum.

Memleketim:
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak
söğüt
ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven
alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.

Memleketim :
Ankara ovasında keçiler:
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,
zeytin,
incir,
kavun
ve renk renk,
salkım salkım üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sığır
ve sonra : ileri, güzel, iyi
her şeyi,
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır,
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım,
yarı aç, yarı tok
yarı esir...

Nazım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )

Saygıyla anıyorum!

#38 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2008 - 21:16

YOL TÜRKÜSÜ

Alnımızda yanar gençliğin tacı,
Yorgunluğun anasını satarız,
Elimizde neşemizin kırbacı,
Ufukları önümüze katarız.

Göğsümüz kuvvetli, gönlümüz temiz,
Tükenmez yolları tüketiriz biz,
Ne saray, ne hamam, ne han isteriz,
Nerde gün batarsa orda yatarız..

Sabah burdaysak, akşam ordayız,
Günlerin peşinde bir hovardayız,
Bazı mısra gibi dudaklardayız,
Bazı 'kimsin' diye soran bulunmaz.

Hey anam hey! Yolcu yolunda gerek,
Bazı altımızda kuştüyü döşek,
Bazı örtünecek yorgan bulunmaz!

Nazım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )

#39 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 20 Haziran 2008 - 21:18

YAŞAMAYA DAİR

I

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel, en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından..
( 1947 )

II

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini,
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak..
( 1948 )

III

Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.

Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya,
"Yaşadım" diyebilmen için...

Nazım Hikmet Ran
( 1902 - 1963 )

#40 kommagene

kommagene

    Deneyimli

  • ΦÜyeler
  • PipPipPip
  • 380 İletiler:

Gönderi Tarihi: 05 Mart 2009 - 02:42

MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Cahit Sıtkı TARANCI



Cevap ekle